top of page

2026-Ağustos’ta İzlediklerim (4 Film)

  • 17 hours ago
  • 5 min read

Yazın çeşnisi bol kapanışı

Ayın sonu, yazın sonu ancak yaşamın bir kısmı, sanatın ise zerresi. Bu zerrede dört küçük parça var bu defa. Bakalım bu dayanılmaz aya bir nebze olsun sakinlik ve serinlik katmaya çalışan eserler neler olmuş.


Photo by CardMapr.nl on Unsplash
Photo by CardMapr.nl on Unsplash

Ağustos Sineması


Ağustos’un başında yerli bir film ile başladım. İlkgüz Film Kulübü’nün 11. etkinliğinde konuşmak üzere seneler sonra izlemiş oldum böylece. Bir buçuk saatlik bu 2009 yapımı filmde bizi birbirinden ilginç isimler karşılıyor.



“Güneşin Oğlu” - Image Source
“Güneşin Oğlu” - Image Source

Sinemamızda biraz geri planda kaldığına inandığım film sıra dışı bir konuya sahip. Muhtemelen bunun nedeni de olayları ele alış biçimi ve türü. Bu bakımından belli bir kitleye hitap etmiş olmalı. Çünkü eser, fantastik bir absürt komedi örneği.


Yaşlı bir öğretmenin gözünden başlıyor anlatı. Sıradan geçen günlerinde bir değişiklik arayışındadır. Bu en büyük dileği bir gün beklenmedik bir şekilde gerçekleşir. Güneş, bu isteği ona bahşeder. Ancak çok geçmeden anlarız ki işler istediği gibi gitmez.


Farklı bir hayata sahip olmak üzere ruhu bedeninden ayrılır. Bunu deneyimleyen ise sadece kendisi değildir. Bu macera ile birlikte farklı kişiliklere uyum sağlamaya çalışır. Değişken rollere bürünmek zorunda kalır. Olmadığı bir insan hâline gelir. Bir kurtuluş aramak üzere bilirkişi olduğunu belirten bir profesörü arar. Onu bulduktan sonra hayatın dengesizliği, rastgele ve beklenmedik oluşu, dğer hayatlara karşı empati yoksunluğumuz alt metinlerde bize sunulur. Her bir hayat ön plana çıktıkça, oyuncular da bir anlığına başrol olurlar. Tıpkı bizlerin kendi hayatımızın ana karakteri olduğu kadar diğerlerinin hayatındaki figüranlar oluşumuz gibi.


Kara mizah ile birlikte düşündürücü yönü ara sıra kendini gösteren bu film Onur Ünlü’nün ikinci filmiymiş. Kadrosunda rahmetli Köksal Engür, Haluk Bilginer, Özgü Namal ve ilerleyen dönemlerde yüzlerini sıkça göreceğimiz diğer tanınmış oyuncuların bulunduğu filmi izlemediyseniz tavsiye ederim.


IMDb puanı yaklaşık 6800 kişinin oylamasından sonra 7.0 olarak belirlenmiş. Ben de 7.5 puan veriyorum. Yaş etiketi görememiş olsam da 18+ kabul etmek gayet doğru olacaktır.


2. The Sixth Sense (Altıncı His)

İkinci film olarak izleme listemde yer alan klasiklere yöneldim. Türü biraz değiştirip psikolojik gerilime yöneldim. Neymiş bu filmin zamanında bu kadar sükse yapması bakayım, diyerek giriştiğim film 1999 yapımı ve bir buçuk saati biraz aşkın bir uzunlukta.


“The Sixth Sense” Movie Poster - Image Source
“The Sixth Sense” Movie Poster - Image Source

Shyamalan imzalı filmin başrolünde (”Unbreakable”-”Split”-”Glass” üçlemesinde olduğu gibi) Bruce Willis bulunmakta. Yanı sıra dönemin başarılı çocuk oyuncusu Haley Joel Osment boy gösteriyor. Çok şık bir performans hakikaten.


Filmin özünde artık dillere pelesenk olmuş bir kavram yatmakta. İnsana ait temel beş duyunun ötesinde, ruhsal olarak sahip olunabilecek bir tür duyunun, yani altıncı hissin bulunacağı temel alınmış. Buna sahip olan bir çocuğun görüleri ve yaşamına yansıyanları görüyoruz.


Bu bağlamda ona yardım etmek isteyen başarılı bir çocuk psikoloğu var. Çocuğun alt üst olmuş ruhsal bozukluğundan ötürü başlangıçta işler pek istenildiği gibi gitmese de zamanla birbirlerini tanıyorlar. Güven kazanıldıktan sonra bizler de filmin içine girebiliyoruz artık. Çocuğun yaşamına konuk oluyor ve gerilimi onunla birlikte yaşıyoruz.


Nihayetinde psikolog da kendi hayatında yolunda gitmediğini belirttiği bazı sorunlarla karşılaşıyor. Bu çocuğa yardım etmek isterken onu da içten içe tüketiyor. Fakat günün sonunda ona yardım etmekten vazgeçmemeyi seçiyor. Çocuğun merak uyandıran itirafını hep beraber öğreniyoruz. Devamında ise harika bükümle filmi sonlandırıyoruz.


Üstünden zaman geçmiş ve sürprizi kaçmış (medyada sıkça karşılaşmak, repliklerin bilinirlik yakalaması vs.) eserler bazen istenileni sağlayamayabiliyor. Benimse bu filme dair bir iki replik dışında hiçbir fikrim yoktu. Varsayımların ötesine geçemediğim için de izleme keyfimi baltalamadı. Siz de benim gibiyseniz, sevebileceğinizi düşünüyorum.


Türü ve konusu bakımından klasikleşmiş bu yapımın IMDb puanı, 1.2 milyon oy sonrasında 8.2 ortalama olarak belirlenmiş. Ben de temiz bir 8 puan ile bu okyanusa katkıda bulunuyorum.


Bir not olarak, filmde korku ögesi neredeyse hiç yok. Gerilimi ise baskın. Ben izleyebiliyorsam (genelde çekinirim) siz de izleyebilirsiniz. Ancak yine de 18+ olarak ele alsak iyi olur.


Birkaç kez denk geldiğim ama ertelediğim ilginç bir yapım var sırada. Otuz dakikalık bir film bu. Ray Bradbury’nin Güneşin Altın Elmaları ve Diğer Öyküler derlemesinde (kitabı zevkle tavsiye ediyorum elbette) yer alan Buz ve Ateş isimli kısa öyküsünün uyarlaması. 1984 yılında yayımlanan bu eser, bilim kurgu, gizem ve macera odaklı.


“Quest” Movie Poster - Image Source
“Quest” Movie Poster - Image Source

Dürüst olmak gerekirse çok açıklayıcı davranma niyetinde değilim. Ancak şununla başlayabiliriz: Her bir bireyin yaklaşık sekiz günlük ömrü var. Evet, yaklaşık seksen yıllık bu ömür çok hızlı gelip geçiyor. Çok az vakitleri ve yerine getirmeleri gereken bir görev var. Hepsini kurtaracak bir çözüm.


Bu zamana kadar kimsenin tamamlayamadığı bu görev nihayetinde Sim denilen bir bebeğin omuzlarına yüklenir. Ahalinin büyük bir mutlulukla karşıladığı, umutlar bağladığı, dört koldan eğittiği Sim, henüz çok küçükken yaşadıkları mağaradan dışarı adımını atar. Hem telaşlıdır hem cesur. Ondan çok şey beklendiği bir gerçektir ve o da bu beklentiyle tüm hayatını (!) buna adamıştır. Aslında, pek de çaresi yoktur.


Dışarısı tehlikelidir. İnsanlığın laneti bu hızlı geçen ömrün aksine bir de atasal bir kalıtım vardır. Her birey, geçmişteki bilgilerin bir kısmıyla doğduğundan öğrenim süresi de artmıştır. Amaçları doğrultusunda sürekli olarak sıfırdan başlamasalar bile umutları artık cılızdır.


Yolculuğunda türlü engellerle karşılaşacak Sim, bunu başaracak mıdır? Eğer başarırsa, yeni yaşamı nasıl olacaktır?


IMDb’de sadece 609 kişi tarafından oylanan kısa filmin ortalama puanı 6.7 olarak şekillenmiş. Ben ise (biraz da Bradbury sevgim ve eseri önceden okuduğum için diyebilirsiniz), 8 puan veriyorum. Aksi olsaydı, 7-7.5 arası verebilirdim sanırım. İzleyecek arkadaşların filmin 1984’te yapıldığını unutmamasını ve görsel efekt kullanımlarını buna göre değerlendirmesini de tavsiye ederim.


4. The Wizard of Oz (Oz Büyücüsü)

Yaklaşık yüz yıllık bir klasik ile kapatıyorum bu yılın Ağustosunu. 1939 yapımı Oz Büyücüsü, İlkgüz Kitap Kulübü’nün 57. etkinliğinde ele aldığımız kitap oldu. Etkinlik öncesinde yaklaşık iki saat süren bu capcanlı eseri izlemek istedim. Şimdi değilse ne zaman?


“The Wizard of Oz” Movie Poster - Image Source
“The Wizard of Oz” Movie Poster - Image Source

Malumunuz, birçoğumuz eski filmleri izlemeyi tercih etmeyiz. Kaldı ki, eski filmler denildiğinde akla 1930’lar, 1940’lar de gelmez açıkçası. Peki bu filmi gündeme taşıyan (gündemde tutan) ve ona ün kazandıran nedir? Benim açımdan aynı zamanda kitabını okumak olsa da aslında bununla sınırlı değil; film, hiç de doksan yıllık hissettirmiyor.


Başlangıçta renksiz bir ekran karşılıyor bizi. Çamur gibi bir akış var. Pek ilgi çekici değil, tıpkı çağdaşları olan filmler gibi. Ancak bir noktada, ana karakterimiz genç kız Dorothy’nin bir şekilde Oz Diyarı’na geldiğinde, işler değişiyor. Her şey büsbütün canlı renklerle sarmalanıyor. Şaşırtıcı derecede güzel bir yaklaşım olup hem masalsı havayı veriyor, hem çocuksuluğunu koruyor, hem ne tür bir film izleyeceğimizin haberini veriyor, hem de filmin müzikal ruhuna güzel bir katkıda bulunuyor.


Peri masalını andıran bu yapımda genç kızın karşılaştığı üç ilginç karakter, onun macerasına yoldaş oluyor. Dördü de kendinde eksik bulduğu yanları için harekete geçiyor. Elbette bu istekler bireysel olsa da, birlikteliğin verdiği güç ve kararlılıkla o veya bu şekilde yol alıyorlar. Bilirsiniz ki öykülerin temel yapısı aynıdır, ya biri köye gelir ya da birileri köyden ayrılır. Bir tür yer değiştirme, karakterin hayatına/görevine farklılık ve hareket katar. Bu yüzden Dorothy ve arkadaşlarının da bu isteklerine ulaşabilmesi için bazı engelleri aşması ve nihayetinde ödülünü alması gereklidir.


Aile ile izlenebileceğini düşündüğüm bu filmde çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de uzanan alt metinler var. Ancak dürüst olmak gerekirse, doksan yıl sonrasında bunlar ne denli etkili kalır bilemem. Bu, edebi metnin/filmin yetersizliğinden dolayı değil elbette; zamanın, nesillerin, algının, yaşamın değişmesiyle alakalı. Bu yüzden filmi vermek istenilenden ötürü değil de yukarıda bahsettiğim olumlu diğer yanlarına odaklanarak izlemek sizler için daha keyifli bir seyir sunabilir.


Filmin içeriği her ne kadar aman aman görsel eklemeler içermese de, fantastik yapının getirdiği zorlukları aşmak gerekli. Bunun için başvurulan yöntemler de elbette dönemin anlayışıyla yapılmış. Bu yüzden kullanılan boyalar, kimyasal maddeler ve maalesef bir tür skandala dönüşmüş ilginç bazı bilgiler de var. Merak edenlerin araştırıp okumasını tavsiye ederim. Hiç de kolay üretilen bir eser olmamış. Bu ona daha olumlu bakmanızı mı sağlar yoksa tersini mi tetikler bilemem ama ilgi çekenlerin göz atmasını öneririm.


IMDb’te sadece 472 bin kişinin oylamasına açıkçası biraz da şaşırdığım bu eserin puanı 8.1 olmuş. Ben de net bir 8 puan vermiştim. Romantik bakış açısıyla bu puanı 8.5 bandına çekebiliriz. Filmde, kitaptaki birçok yer (belki de daha iyi olmuş) kırpılmış. Ancak onu da tavsiye ederim, pek uzun değil.



Seyir açısından bence keyif dolu bir aydı. Yerli ve yabancı, eski/klasik ve görece yeni dönem eserlerini ziyaret ettim. Eylül’de neler izleyeceğimi merak ediyorum. Ayrıca gelecek ay, film değerlendirme yazılarına başlayalı iki sene olacak. Hayatın ne derece hızlı geçtiğini anlamanıza yardımcı bazı etmenler vardır ya, bu yazı serisi de benim için öyle. İnanılmaz. Ah, zaman, sen anlaşılmaz şeysin.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page