top of page

2026-Nisan’da İzlediklerim (3 Film)

  • Apr 26
  • 5 min read

Yoğun bir aya giriş yaptığınızı bildiğinizden hangi arada derede film izleyebileceğinizi ya da kitap okuyabileceğinizi düşündüğünüz zamanlar oldu mu? Böyle bir zamana denk gelsem de çabucak izleme taraftarı değildim, olabildiğine keyif almaya çalıştım. Hatta üç filmi de büyük bir hoşnutlukla izledim. Bakalım bu ayın sevilenleri neler olmuş.



Nisan Sineması

1. Cloud Atlas (Bulut Atlası)

Bu filmi neden bilmiyorum ama bir yerden hatırlıyorum. Bazen size de böyle oluyor mu? Belki küçükken televizyonda bir kısmına denk geldim, bilemiyorum. Ama parça parça anımsadığımı izledikçe fark ettim.


2012 yapımı bu film Matrix serisinin yönetmenlerinin elinden ve tam üç saat, evet. En son ne zaman bu kadar uzun bir film izlediğimi hatırlayamıyorum şu anda. İşin ilginç yanı ise, uzun sürdüğünü fark etsem de üç saat sürmüş hissi almamış olmam. Filmin yarısına geldiğimde bile bitebileceğini düşündüm açıkçası. Ancak bağlantıların tamamlanabilmesi için bir o kadar daha geçmesi gerektiğini kendimi kaptırınca fark ettim. Zira posterinde de görebileceğiniz üzere, “Everything is connected”.


“Cloud Atlas” Movie Poster - Image Source
“Cloud Atlas” Movie Poster - Image Source

Film birçok türü ve zamanı içinde barındıran muazzam bir iş bence. Tam da bundan ötürü zaten uzun sürüyor. Farklı çağlardan insanlara aralıklı biçimde değiniliyor, öykü kitabı gibi birinin hakkında okuyup bitirmiyoruz. Bu tarzı beğenmeyenler olur mu bilmem ama çok da kafa karıştırıcı değildi.


Bazen eski dönemlerde bir gemideyiz, bazen cyberpunk tarzına oluşturulmuş bir sistemin içindeki kaçağız. Yeri geliyor yaşlı bir üçkağıtçı oluyoruz, genç ve harika bir piyano virtüözü olup müziğe yön veriyoruz ya da bundan tahminen yüz yıllar sonrasına uzanıp her şeyin sonlandığı o kıyamet sonrası görünümlü zamanda buluşuyoruz. Özellikle o kısım bana Jack London’ın Kızıl Veba kitabını anımsattı.


Kitap okurmuşçasına izlediğimiz tüm bu anlatıların bir bağı var. Bunu karakterler üzerinden çok belirgin şekilde verdiği zamanlar olduğu kadar, başta anlayamadığımız ancak hikâye örüldükçe fark ettiğimiz olaylar da yaşanıyor. Hepsi anlamlı görünmese de birbiriyle tamamlanıyorlar. Güzel düşünülmüş ve işlenmesi muhtemelen izlendiği kadar kolay olmayan bir yapıyı barındırıyor.


Tom Hanks, Halle Berry ve Hugo Weaving gibi başarılı ve ünlü isimleri taşıyan yapımı sanırım herkese tavsiye edebilirim. Çünkü belirttiğim gibi her hikâye değişik olayları içerdiği kadar farklı türleri de yansıtıyor. Bu yüzden beğenmediğiniz anlatı kısımları olsa bile, gizem ve merak sizi onlara da bağlayacaktır. Bana kalırsa bir diğer nokta ise, beğenin ya da beğenmeyin, eğer tümüyle anlamak istiyorsanız ikinci kez izleme gereği bile duyabilirsiniz. Kaldı ki, birkaç sene sonra kesinlikle tekrar izleyeceğimi düşünüyorum.


Bilim kurgu, distopya, cyberpunk, dram, gizem etiketlerini barındıran filmi 18+ olarak etiketlemek doğru olabilir. IMDb puanı 386 bin kişinin oylamasının ardından 7.3 olarak şekillense de 8-8.5 puan vermekte zorlanmadığım bir yapım oldu.


2. A Tale of Two Cities (İki Şehrin Hikâyesi)

Klasik kitaplar içinde en üstte kabul ettiklerimden biri var sırada. İlkgüz Kitap Kulübü’nün ikinci senesindeki görüşmemizde yer verdiğimiz Charles Dickens - “İki Şehrin Hikâyesi” romanı öncesinde izleyerek fikir edinmek istedim.


“A Tale of Two Cities” Movie Poster - Image Source
“A Tale of Two Cities” Movie Poster - Image Source

Merakınızı hemen gidereyim: Evet, film ile kitap çok iyi biçimde örtüşüyor diyebiliriz. Tebrik edilesi bir iş becerilmiş gerçekten. Bu kitap uyarlaması konusunu hemen hemen her ay (varsa, okuduklarımızın filmini izlediğimden) açıyorum ama fark ettim ki, özellikle de bu gibi tarihi kurgu romanlarının birebir ele alınmasının daha yerinde bir hareket olacağını düşünüyorum. Çünkü ağırlıklı olarak fantastik ya da bilim kurgu esintili kitaplarımızın uyarlamalarını izlediğimi fark edince, aslında bu türlerin dışındakiler konusunda pek düşünmediğimi fark ettim.


Eser 1980 yapımı. Bu da yine üç saate yakın bir görsel deneyim sunuyor bizlere. Tarihsel bir anlatıyı içeren klasik eserin sinemaya yansıması olduğundan doğal olarak görece ağır bir akışa sahip.


Fransız Devrimi dönemini konu alan kitap ve film, içinde elbette dramı, trajediyi ve yer yer romantizmi taşıyor. Aristokrasi mensuplarıyla devrim yanlılarının çekişmesi kanlı bitince sistem değişiyor. Bu süreçte aristokrat bir ailenin bakışından neler olup bittiğini izlerken yeri geldiğinde adaletin nasıl işle(me)diğini yeri geldiğinde ise hakikatin nasıl şiddetli olabileceğini hatırlıyoruz.


Kitap kulübümüzde de uzunca tartıştığımız ve her dönemin anlayışına uyum sağlayabilen eser, toplumsal ve bireysel açıdan ilgi çekici yönleriyle kendini gösteriyor. İnsan hayatının beklenmedik gidişatını bahsettiğimiz değerler yönüyle görmek isterseniz okumanızı veya izlemenizi tavsiye ederim.


Sadece bin iki yüz kişinin oylamasıyla 6.7 puana erişmiş. Benim puanım ise 7. Eski dönem oyuncularını pek tanımıyorum, o kadar da sinefil değilim ancak birçoğunun rolün üstesinden geldiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Son olarak, konunun kendisi zorlu olduğundan 18+ olarak ele alsak iyi olacaktır.


3. Starship Troopers (Yıldız Gemisi Askerleri)

Ayın son seyrini kült bir bilim kurgu eseri ile yaptım. Evet arkadaşlar bunu da izlememiştim. Sinema açığımızı da kapatıyoruz işte yavaş yavaş. Ama kitabını 2018’in sonunda okumuştum. Beğendiğim bir roman olmuştu. Filmi de hakikaten iyiymiş. Hatta yanı sıra beklediğimden ilginçti çünkü bu zamana kadar gördüğüm kesitleriyle kafamda farklı bir film olarak değerlendirmiştim. Sanatsal eserleri tüketmesek de bazen onlar hakkında bir şeyler gördükçe ve duydukça doğru-yanlış fikirler oluşur ya kafamızda, ben de o düşünceyle izledim. Ancak farklı bir yol aldı diyebilirim.


“Starship Troopers” Movie Poster - Image Source
“Starship Troopers” Movie Poster - Image Source

Bilim kurgu, distopya, uzaylı istilası, aksiyon, macera ve gerilim tür ve temalarını barındıran 1997 yapımı bu filmi esasında biraz komedi ve hiciv tarzında bekliyordum. Sanırım bunlardan da izler taşıdığını söylemek gerek ancak bahsedilenlerin hepsi filmin içine güzelce yedirilmiş. Hiçbiri bir diğerinin önüne geçmiyor, bir denge sağlanmış.


Askeri düzenin ve anlayışın toplumun tümüne yayıldığı teknolojik bir dünyada, devasa böceklerle savaşı içeriyor bu film. Konu ne kadar sıradan görünüyor değil mi? Tam anlamıyla öyle değil.


Birkaç ana karakterimiz var ve bunlar okuldan mezun olduktan sonra, toplumun gayet normal kabul ettiği hatta evlatları üstünde bir tür beklentiye girdiği üzere asker olmaya karar veriyorlar. Arkadaşlıkların yanı sıra bir aşk üçgeni çevresinde herkes bir diğerinin etkisiyle bu yola girişiyor ve farklı kollara atanıyorlar. Bu süreçte bizim en çok izlediğimiz ana karakterimiz Johnny Rico, kara kuvvetlerinde görevli ve bu korkunç böceklerle direkt olarak çarpışacak birliklerde. Onun sürecini izliyoruz. Yer yer aşık olduğu kız Carmen Ibanez’in uzay aracı kullandığı uzay donanmasındaki tecrübesine tanıklık ediyoruz.


Hiç bitmeyen bir savaş var ve sürekli olarak askere çağrı yapılıyor. Aslında yaşananların anlamsız olduğu çok göz önünde fakat gençler, sırf daha havalı ve işe yarar hissetmek için, ailesine bir şeyler kanıtlamak için, kendi hobilerinden ve iyi olduğu konulardan ödün verip asker oluyorlar. Bu çok iyi vurgulanmış. Yeri geldiğinde de ABD’deki anlayışa göndermelerde bulunulmuş.


Filmdeki en etkili noktalardan biri, tıpkı geçmişte yaşanan savaşlar gibi, canlı takibin sunulduğu bir kameranın bulunması. Ara sıra çiğ görünümlü askere çağrı reklamları, komedi skeci tarzında kesitler ve savaş alanından yayın akışı görünüyor. Bu yergi bana 2006 yapımı Idiocracy tadı verdi. Fakat belirtmeden edemem, savaş alanında vücut parçaları için kullanılan dekorlar gerçekten harika. O korkuyu ve ciddiyeti, komik biçimde yapılan bu geçişten hemen sonra çok iyi yansıtıyor. Savaş şakaya gelmez deniyor adeta.


İki saatlik bu film akıp giderken IMDb puanının 346 bin kişinin oylarıyla 7.3 ortalama puanda olduğunu hatırlatalım. Bence rahat bir 8-8.5 puan idi. Keyifle izledim ve beklediğimden fazlasını aldım. Özellikle bu türde izlemeler yapan arkadaşlara tavsiyedir.



Zamanın işi gücü yok biliyorsunuz, sürekli akıp gidiyor. Şimdiden Mayıs oldu, havalar değişti, soğuklar yerini ılıman yellere bıraktı, güneş ise kendini daha zinde hissediyor. Bazen böyle iki-üç film ile yetinemediğimi hissetsem de biliyorum ki hayatın akışı belli, onun ayarlarıyla oynayamam. Her şeye yetişemeyiz; izleyemez, yazamaz, okuyamayız. Bu yüzden, yazdıklarıma değer biçmek açısından söylemiyorum ancak özellikle de benzer düşünce tarzına sahip kişilerin yorumları aslında ister istemez daha değerli oluyor. Çünkü bir tür filtre işlevi görüp bu akışta hız kazanmamızı sağlayabiliyor. Umarım ben de bu bağlamda sizlere ara sıra yardımcı olabiliyorumdur. Mayıs’ta görüşmek üzere edebiyatla, sanatla kalınız sayın arkadaşlarım.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page