2026-Mart’ta İzlediklerim (2 Film - 1 Dizi)
- Mar 27
- 4 min read
Updated: Apr 26
Baharın gelişi ile beraber daha mı hareketlisiniz yoksa benim gibi bir rehavete mi kapıldınız? Belki de yeni yıl için verilen sözlerin ve duyulan heyecanın yavaş yavaş sönmeye başladığı günler denk gelmiştir. Her halükarda bu ay biraz tembelliğimin tuttuğunu söyleyebilirim. Her zamankinden az okudum ve izledim ancak onlardan elbette kopamadım. Bakalım bu ay nasıl geçmiş.

Mart Sineması
1. Perfect Days (Mükemmel Günler)
Bu ayın açılışını İlkgüz Film Kulübü etkinliğimizin filmi ile gerçekleştirdim. İyi ki izlemişim dediğim yapımlardan biri oldu açıkçası. Sakin, huzurlu, sessiz iki saat geçirdim.

Karakterimiz yaşı kemale ermiş sayılabilecek biri. Halka açık tuvaletlerin temizliğinde sorumlu. Aksatmadan, disiplinli bir şekilde işini yapıyor. Özverisinin yanı sıra yaptığı işi benimsemiş ve sevmiş birisi Hirayama. Hayatının akışı çok düzgün gidiyor. Bu izleyenlere çok sıkıcı, sıradan da gelebilir yeterince düzene oturmuş, dertsiz bir hayat gibi de. Seçim size kalmış. Ancak filmde verilmek istenen kendini başlıkta belli etmiş durumda.
Hayatının inişleri çıkışları kendine özgü. Bazı yaşanmışlıkları var belli ancak biz onun şimdisine kulak veriyoruz izleyiciler olarak. Bazı tutkularını öğreniyoruz, insanlarla olan etkileşimi sonucunda karakteri hakkında bazı varsayımlarda bulunuyoruz. Yer yer de geçmişinden kötü izler taşıyıp taşımadığını sorguluyoruz. Birini tanıyoruz kısaca. Ama gerçekten onun hayatına dahil oluyoruz. Hayatımızı onunla hatırlıyoruz.
Basit görünümü sevdiğim bir film bu çünkü yaşamın aksiyon filmlerindeki heyecan ve harekete ev sahipliği etmeyebileceğini gösteriyor. Gerçekçi yanlarla donatılmış, samimi bir eser. Bence isteyerek dinlenen bir şarkı, zevkle yenilen bir yemek veya içten bir kucaklama gibiydi.
Herkese hitap eder mi sorusuna kesin bir cevabım olmaması sanırım bir cevap sayılabilir. Yaş etiketi ise en azından bir kısıt koymamakta. IMDb’de 102 bin oy sonucunda 7.9 puana erişmiş. Ben de net bir 8 puan veriyorum. Başka mevsimlerde tekrar izlemek isteyeceğim durulukta.
Japon animasyonlarının (anime) ve çizgi romanlarının (manga) son 20 senedir en üst noktasında sayılan bir eser One Piece. Epey uzun bir seri ve animesini sanırım 2011’den beri takip ediyorum. O yüzden de 2023’te başlayan bu yapım için bekleyişteydim.

Başarılı animeler ara sıra beyaz perdeye aktarılıyor ya da One Piece’te olduğu gibi dizi haline getirilebiliyor. Dürüst olmak gerekirse çok iyi iş becerilemiyor konuda. Çünkü bu tür fantastik yapımlar hali hazırda çizgi roman ya da animasyon olarak tüketilip sevilince izleyici kitlesi de buna benzer bir tat aramaya başlıyor. Bence bu kabul edilebilir bir yaklaşım. Özellikle günümüz için daha da geçerlilik kazanan bir beklenti. Üstüne üstlük bu anime için konuşursak daha da anlaşılır.
Oyuncu kadrosunu sevdiğim ve eğlenceli bulduğum yapımın sekiz bölümlük ikinci sezonu da çıkınca çok vakit harcamadım ve iki gün içerisinde izledim. İlk sezondan daha çok sevdim diyebilirim. Bunun nedeni bütünüyle bu yapımın kalitesi miydi yoksa animasyonunu zaten sevdiğim için miydi asıl merak ettiğim kısım bu. Zira şu sıralar 1100’den fazla bölümü olan anime (ilk bölümü 1999’da yayımlandı) bir kült olmasının yanı sıra onu öncesinde takip etmeye başlayanlar için çok büyük bir nostaljik etkiye sahip. Ve biliyorsunuz ki geçmişe özlem uyandıracak her şey sanılandan daha etkilidir. Dediğim gibi burada beni bağlayan tam olarak nedir bilemesem de, olumsuz düşüncelerim olmadığı için bunu sadece geçmişteki hoş anıların canlanması ile açıklamak da doğru olmaz herhalde.
Konu olarak çok uzatmadan anlatayım. Bu animasyon korsanların olduğu bir yapım ama fantezi unsuru bol. Komik ve absürt noktalarla dolu olduğu kadar ciddi ve beklenmedik. Ana karakterimiz denizlerde yolculuğa çıkıp tayfasını toparlıyor. Hem farklı iş kolları ve meziyetlere sahip bu karakterleri tanıyıp geçmişlerini öğreniyoruz hem de arka planda ilerleyen ana hikâyenin ilerleyişini izliyoruz. Peki bu yolculuk sonunda ne var? Hazine mi? Arkadaşlık mı? Şan ve şöhret mi? Hepsi mi? 1999’dan beri kimse bilmiyor. Ancak çizer Eiichiro Oda, bu sezon başlamadan evvel geçtiğimiz günlerde, hazinenin ne olduğunu açıklayan bir metni bir okyanusun derinliklerine bıraktı.
Yaklaşık 200 bin kişinin oylamasıyla 8.3 IMDb puanına erişmiş yapımın ilk sezon 7-7.5 puan civarı diyebilirim. Ancak bu ay izlediğim yeni sezonu için 8 puan veriyorum.
3. Blindness (Körlük)
Ayın son yapımı yine bu defa İlkgüz Kitap Kulüpleri ile bağlantılı. Bu ay Jose Saramago eserleri okumaktayız. Bugün gerçekleşecek etkinliğimizde “Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş” romanı hakkında konuşacağız. Ayın sonunda ise Saramago’nun en tanınan eserlerinden “Körlük” üstünde sohbet edeceğiz. İtiraf etmem gerekirse kitaba henüz başlama fırsatı bulamadım. Bu yüzden de bir istisna yapıp kitaptan evvel filmi izledim.

Film çok çarpıcıydı. Biliyorum, esasında çarpıcı olan kitabın konusu ama eseri okumadan bir yorum yaptığımı unutmadan söylemem gerekirse, görsel ve işitsel katkı esere bir katman eklemiş olmalı. Çünkü sahneleri gördükçe kitapta nasıl anlatılmış olabileceğini düşündüm. Biliyorsunuz ki bazen metinsel anlamda yeterlilik, doğal olarak, sağlanamayabilir. Bu devrede sinemanın etkisi daha büyük oluyor.
Saramago’nun adını geçirdiğim iki kitabında da aynı yapı var; hiç beklenmedik bir olay insanlık üzerinde aniden ve nedensizce vuku buluyor. Kitabın ismini taşıyan körlük de bu şekliyle birden nüksediyor. Önce bir-iki kişi derken zamanla tüm topluluğa yayılan bir görememe durumu söz konusu oluyor. Buradaki temel soru şu: Herkes ya da en azından içinde bulunduğumuz topluluk görme yetisini yitirseydi insan ne hale gelirdi? Yaşantısı ne derece değişir, toplumdaki yansıması nasıl şekillenirdi? İnsanlık kenetlenebilir miydi yoksa hayvani içgüdüsünün esiri mi olurdu? Duyu organlarından birinin yetisini kaybetmek bireyin yaşamını ne derece etkilerdi?
Bizler de bunu Julianne Moore ve Mark Ruffalo’nun öncülüğünde görme fırsatı yakalıyoruz. Ancak burada ilgi çekici bir unsur daha var. Peki ya herkes kör iken gören biri nasıl davranmalı?
Bir not olarak, Saramago son yıllarında hasta yatağındayken bu filmi izleme fırsatı bulmuş. Kitap için hissettiklerinin aynısını hissettiğini dile getirmiş. Ne kadarı gerçek ne kadarı mütevazı bir dokunuştur bilinmez ancak beğendiğim bir yapım oldu.
2008 yapımı bu filmin IMDb puanı 77 bin kişinin oyları sonucunda bana göre şaşırtıcı biçimde 6.5 olurken benim puanım 7.5 oldu. 18 yaş üstünün izlemesi uygun olabilecek yapımın süresi ise iki saat ancak bana kalırsa su gibi akıp gitti. Kitap okuyanlara tavsiye edip etmeme konusunda bir şey diyemem ancak hem okuyan hem izleyen varsa yorumda bulunursa sevinirim.
Yoğun hissettiren bir aydı benim için. Umarım Nisan bize iyi davranır. İlkbahardan umutluyum açıkçası. Kararında rüzgâr ve gün ışığı oldukça en sevdiğim mevsim diyebilirim. Bu aylarda izlemesi keyifli olabilecek tavsiyeleriniz var mı peki?




Comments