top of page

Edebî Değerin Ölçüsü

8 hours ago
7 min read

Bir Nobel Edebiyat Ödülü'nün seçim süreci, gerekçeleri ve edebiyatın nasıl değerlendirildiği üzerine


Bir yazar Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığında, kendimizi çoğunlukla iki soruyla karşı karşıya buluyoruz: Bu yazar kim ve hangi eserlerini okumalıyız? Malum, ödülün ardından yayınevleri yeni baskılar hazırlıyor, kitapçılar yazarın eserlerini yeniden rafların önüne taşıyor ve edebiyat yayınları kazananın neden önemli olduğunu anlatmaya başlıyor. Böylece adını önceden duymadığımız bir yazarla karşılaşabiliyor ya da uzun süredir okumayı düşündüğümüz bir kitabını nihayet elimize alabiliyoruz. Özellikle de prestjli görülen ödüller, edebiyatla aramızda ister istemez yeni bir bağlantı kurabiliyor.


Ancak bu sürecin öncesinde gerçekleşen başka bir seçim var. Birbirinden farklı dillerde yazan, farklı geleneklerden beslenen ve farklı edebî imkânları araştıran yazarlar arasından biri öne çıkarılıyor. Ardından bu seçimi açıklayan bir gerekçe yayımlanıyor. Gerekçe, kazananın hangi yönleriyle dikkate değer bulunduğunu anlatıyor. Fakat geride kalan adayların neden seçilmediğini aynı açıklıkla ortaya koymuyor. Adaylık kayıtları ve değerlendirme raporları ise elli yıl boyunca gizli tutuluyor.


2026 Nobel Edebiyat Ödülü'nün Anne Carson'a verilmesi, bu ayrım üzerinde düşünmek için bana iyi bir fırsat verdi. İsveç Akademisi, Kanadalı şair ve yazarın ödülü kazanmasını, klasik gelenekle oyuncu bir diyalog içinde çağdaş edebiyat için yeni biçimler yaratan cesur ve yaratıcı eserlerine bağlıyor. İlk bakışta anlaşılır bir gerekçe gibi geliyor. Merak edip hakkında okuma yaptığımda Carson'ın klasik filolojiyle kurduğu ilişki, şiir ve düzyazı arasında dolaşan üretimi (ki benim de harmanlamayı sevdiğim edebi biçimlerdir) ve farklı anlatım biçimlerini bir araya getirmesi bu açıklamayla örtüşüyor gibi göründü. Yine de şunu es geçmemek gerek ki, komite gerekçesini okumakla son seçimin nasıl gerçekleştiğini anlamak aynı şey değil.


Öyleyse Nobel'in neyi ödüllendirdiğine bakarken bunların hangi değerlendirme sürecinden geçerek öne çıktığını ve dünya ile buluştuğunu da düşünmemiz, incelememiz gerekiyor.


Photo by Art Lasovsky on Unsplash
Photo by Art Lasovsky on Unsplash

Alfred Nobel'in vasiyetinde edebiyat ödülü, edebiyat alanında “ideal yönde” en seçkin eseri ortaya koyan kişiye ayrılıyor. Bu ifade, ilk bakışta bir yön gösteriyor gibi görünse de edebî değerin ne olduğunu tek başına açıklamıyor. Üstelik edebiyatın bilimsel bir buluş gibi sınanabileceği ortak bir ölçüm sistemi bulunmuyor. Bir romanın dilini, bir şiirin biçimini, bir anlatının düşünsel gücünü veya bir yazarın edebiyata getirdiği yeniliği değerlendirmek, belirli ölçütlerden yararlansa bile yorumdan bütünüyle bağımsız yürütülemiyor.


Bence sorunun ana damarı da bunun etrafında şekilleniyor. 1901’den bu yana verilen ödülün ilk dönemlerindeki “ideal” anlayışın daha geleneksel ahlaki anlamlar içerisinde olmasını ve sonraki yıllarda gitgide değişmeye meyilli yorumlarla genişlemesini pek olası görüyorum. Zira hem yaşam hem de edebiyat (sanat) yerinde durmadan değişen bir yapıdadır. Dolayısıyla bugün kullanılan ölçütleri, başlangıçtan beri değişmeden uygulanmış kurallar olarak düşünemeyiz. Nobel’in düşüncesi ne kadar Nobelvari artık?


Nobel Komitesi üyelerinin 2024'te verdikleri bir söyleşide, “dünya edebiyatının gelişimine katkıda bulunan yenilikçilerin, etkili yazarların ve daha az tanınan dil ya da edebiyat geleneklerinin ustalarının dikkate alındığını” belirtiyor. Merak edenler yukarıdaki bağlantıdan okuyabilir. Bana kalırsa eserlerin çeviri yoluyla farklı dillere taşındığında edebî gücünü koruması en önemli etken.


Tüm bunlara rağmen edebî niteliğin temel ölçüt olması, bütün eserlerin aynı özellikler üzerinden sıralandığı anlamına gelmiyor. Bir yazarın özgün dilindeki yenilikçiliğiyle (daha özel) başka bir yazarın insan deneyimini (daha genel) ele alış biçimini tek bir cetvel üzerinde karşılaştırmak mümkün mü? Böyle bir karşılaştırma yapıldığında hangi özelliklere ne kadar ağırlık veriliyor ya da verilmeli? Resmî açıklamalar bu soruların tamamına yanıt vermiyor.


Dürüst olmak gerekirse Nobel Edebiyat Ödülü ve diğer ödüllerin çoğunun güven vermemesinin önemli sebeplerinden biri bu. Kaldı ki bu ödül, dünya çapında değerlendirilmek zorundayken tek ya da belli başlı tür ve kategorilerde verilen diğer ödüllere nazaran eksen kayması yaşaması normal. Ancak Nobel Edebiyat Ödülü’nün tür ya da kategorilere ayrılarak verilmesi sonucunda değer kaybı yaşayacağını düşünüyor olmalılar. Tek bir ödül, büyüklük algısını güçlendiriyor çünkü.



Aday belirleme süreci ise resmi sitesinde anlatılana göre şöyle işliyor: Nobel Vakfının kurallarında belirtilen kişi ve kurumlar aday gösterebiliyor. İsveç Akademisi ve Nobel Komitesi bu adayları inceliyor, gerektiğinde dış uzmanlardan yararlanıyor ve değerlendirmeyi aşamalı biçimde daraltıyor. Süreç genellikle yaklaşık iki yüz adayla başlıyor, en nihayetinde beş kişilik kısa liste ortaya çıkıyor. Son aşamada Akademi üyeleri adayların eserlerini daha yakından değerlendiriyor ve kazanan, oyların yarıdan fazlasını alarak belirleniyor.


Önceki yıllarda aday gösterilmiş yazarlar da sonraki yıllarda yeniden aday gösterilebiliyormuş. Mesela Haruki Murakami'nin Nobel'in kısa listesinde yer aldığına ilişkin söylentiler de zaman zaman gündeme geliyor ancak adaylık ve değerlendirme kayıtları gizli tutulduğu için bunlar sadece iddia. Ayrıca gerektiğinde özel çeviriler hazırlanabiliyormuş. Bu uygulama, dil engelini aşmak açısından önemli fakat bu durumun hâlâ geçerlilik taşımadığını düşünenlerdenim. Peki ya sizce Nobel Edebiyat Ödülü'nün farklı ülkelerdeki edebiyat çevreleriyle daha güçlü bir bağ kurması mümkün mü? Örneğin her ülkede edebî değerlendirmeye katkı sunan komiteler bulunması nasıl olurdu? Belki de Nobel Ödülü ülkelere ayrılabilirdi…


Nobel Edebiyat Ödülü, Türkiye, Türk Edebiyatı’nın kazananı…


Bu durum, ödülün sınırlarını anlamak açısından önemli. Nobel komitesi, dünya edebiyatındaki bütün eserleri eksiksiz biçimde inceleyip en iyisini belirleyebilecek evrensel bir kurul değil. Yetkili kişiler (edebiyat ödülü için yazarlar, eleştirmenler vesaire) tarafından önerilen, komitenin ve uzmanların değerlendirmesine giren adaylar arasından bir seçim yapıyor. Dolayısıyla ödülü kazanmak, edebiyatın tamamı üzerinde tartışmasız bir üstünlük elde etmekle aynı şey anlamına da gelmiyor.


Peki, komite seçim yaparken önce belirli bir edebî özellik mi arıyor? Örneğin, çağdaş edebiyatın biçimsel sınırlarını genişleten bir yazar bulmayı amaçlayıp bu niteliğe sahip adaylar arasından mı karar veriyor? Yoksa adayları değerlendirdikten sonra kazananın eserlerini en iyi açıklayan özellikleri mi öne çıkarıyor?


Başta belirtmiştim: Zamanla edebiyat üstündeki düşünce yapısı değişiyor olmalı. Komitenin açıklamalarından da, edebî niteliğin ve yenilikçiliğin önemli olduğunu görüyoruz. Fakat her yıl için önceden belirlenmiş tek bir tema bulunduğunu veya karar verildikten sonra kazananı haklı göstermek amacıyla gerekçe üretildiğini söylemek dürüst bir yorum sayılmazdı sanırım. Eh, bu seneninki konusunda olumsuz yorum ve şikayetiniz varsa 2076’yı beklemek zorundasınız.


Bu noktada ödülün gerekçesiyle seçim sürecini birbirinden ayırmak gerekiyor. Gerekçe, komitenin kazananın eserlerinde hangi edebî nitelikleri öne çıkardığını gösteriyor. Fakat benzer nitelikler taşıyan başka yazarların neden seçilmediğini tek başına açıklamıyor. Peki, Anne Carson hakkında ne düşünmeli?



Carson'ın eserlerine baktığımızda, “Autobiography of Red”, antik Yunan edebiyatından gelen bir anlatıyı çağdaş bir şiirsel romana dönüştürüyormuş. “Nox” ise şiiri, görsel malzemeyi, çeviriyi bir araya getirerek alışılmışın dışında anlatı biçimlerinin dışına taşıyor deniyor. “Eros the Bittersweet” gibi çalışmaları da klasik edebiyat araştırmasıyla yaratıcı düşüncenin ayrılmaz bütünlüğü konusunda övgü almışa benziyor.


Bu eserler üzerinden bakıldığında Carson geçmişi olduğu gibi korunması gereken bir miras olarak ele almıyor da yeniden yorumluyor, farklı biçimlere aktarıyor ve çağdaş meselelerle ilişkilendiriyor. Onun klasik filoloji alanındaki birikimi, eserlerinde başvurduğu kaynakları anlamak açısından önemli olmalı. Şiirle düzyazı arasındaki sınırların gevşemesi, metnin görsel yönünün anlam üretmesi ve akademik araştırmanın yaratıcı yazıyla birleşmesi, ödül gerekçesinin somut karşılıkları arasında sayılabilir diye düşünüyorum.


Tabii hiçbir eserini okumadığımı hatırlatmam gerek; bu cümlelerim, hakkındaki okumalarım ve onlardan yola çıkarak vardığım düşüncelerden ibaret. Eserlerini okuduysanız ve bu konuda yorumda bulunmak isterseniz yazıya somut bir değer katmış olursunuz. Teşekkürler.


Bununla birlikte Carson'ın bu özellikleri taşıması, benzer özelliklerin başka yazarlarda bulunmadığı anlamına gelmiyor. Klasik metinleri yeniden yorumlayan, farklı türleri bir araya getiren veya dilin imkânlarını genişleten çok sayıda yazar var. Bu yüzden Carson'ın eserlerinde yenilikçi özellikler bulmak, seçimin bütün nedenlerini açıklamaya yetmiyor.


Bence burada iki ayrı değerlendirmeyi birbirine karıştırmamak gerekiyor. Birincisi, Carson'ın eserlerinin hangi açılardan güçlü ve yenilikçi olduğunu incelemek ve ikincisi, bu özelliklerin neden Nobel'i kazanmasına yetecek ölçüde önemli bulunduğunu anlamak. İlkini eserler ve eleştirel incelemeler üzerinden tartışabiliriz. İkinci soruya yanıt verebilmek içinse komitenin diğer adaylar hakkındaki değerlendirmelerine de ihtiyaç duyuyoruz ki bunlar hakkında bilgimizin olmadığını artık biliyorsunuz.


Ödül gerekçesi bu nedenle hem açıklayıcı hem de sınırlı. Carson'ın edebî üretimine hangi yönden yaklaşabileceğimizi söylüyor fakat onun neden diğer adayların önüne geçtiğini bütün ayrıntılarıyla ortaya koymuyor. Bu sınır, gerekçenin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Ama demek istediğimi anlamış olmalısınız: Konu sadece Carson’ın seçilip seçilmemesinden ziyade, dönemler boyunca değişen edebî algı çerçevesinde bu zamana kadarki kazananların hangi değerleri ile bir adım daha öne çıktığını fark etmek için düşünce deneyinde bulunmak.



Sürecin devamını düşünelim bir de. Bir yazarın Nobel kazanmasıyla eserlerinin daha geniş bir okur kitlesine ulaşması arasında güçlü bir ilişki bulunabiliyor, burası aşikâr. Ödülün ardından yeni baskılar hazırlanabiliyor, çeviri olanakları artabiliyor ve daha önce sınırlı çevrelerde konuşulan kitaplar gündeme gelebiliyor. Carson'ın eserleri de Nobel'den önce akademik ve edebî çevrelerde tanınıyormuş zaten. Ödül, bu birikimi uluslararası ölçekte daha görünür kıldı.


Ancak tanınma ile edebî değer aynı şey değil. Bir kitabın çok satması, onun edebî açıdan güçlü olduğunu tek başına kanıtlamadığı gibi, az okunması da değersiz olduğunu göstermiyor, öyle değil mi? Verilen tüm o ödüller bu ayrımı ortadan kaldırmıyor ama belirli yazarların ve eserlerin daha fazla dikkat çekmesini sağlıyor. Üstelik Nobel gibi yüksek itibara sahip bir ödülün kararı, okurların bir yazara hangi beklentilerle yaklaşacağını da etkileyebiliyor. İşin medyatik ve finansal yanına daha fazla girişmeyi planlamadığımdan o konuları burada noktalıyorum.


Bahsedilen ödül gerekçesi bu süreçte ayrı bir rol oynuyor. Neden? Çünkü bir yazarı yılın kazananı ilan etmekle, onun edebiyata katkısını belirli kavramlarla açıklamak arasında fark var. Carson'ın eserleri için kullanılan “cesur”, “yaratıcı” ve “klasik gelenekle diyalog içinde” ifadeleri, okurun dikkatini belirli özelliklere yöneltiyor. Tıpkı tavsiye ve reklamların boğuculuğu ve sizi o kitapla ister istemez daha çok haşır neşir bırakması gibi. Okur, eserleri belirtilen kavramlar üzerinden inceleyecektir. Eleştirmenler aynı kavramları tartışacaktır. Yayınevleri de kitaplarını tanıtırken bunlardan yararlanacaktır. Bu durum, (en iyi ihtimalle) sadece o eser bazında bir hayal kırıklığı oluşturmaya da müsait.


Böylece anlıyoruz ki ödül, var olan bir edebî üretimi ve yazarını görünür kılmanın ötesine geçiyor. O üretimin hangi yönlerinin önemli görülmesi gerektiğine ilişkin bir yorum da sunuyor. Bu yorum eserin bütün anlamını belirlemiyor ancak okurun onunla karşılaşma biçimini etkileyebiliyor.


Oysaki şunu da düşünmek gerek ki, komitenin bir yazarı seçmesi, o yazarın bütün eserlerinin eşit derecede başarılı olduğu veya edebiyat tarihindeki yerinin kesin olarak belirlendiği anlamına gelmiyor. Ödül, bir değerlendirme kurumunun verdiği karar, o kadar. Bu kararın edebiyat dünyasında önemli bir karşılığı olabilir. Yine de edebî tartışmayı sona erdirmesi gerekmiyor.



Son düzlüğe girmişken toparlayalım.


Nobel Edebiyat Ödülü'nün seçim sürecini incelediğimizde, ne bütünüyle nesnel bir ölçüm sistemiyle karşılaşıyoruz ne de gerekçesiz bir tercihle. Aday gösterme, eserleri inceleme, uzman görüşlerinden yararlanma ve oylama gibi aşamalar bulunuyor. Komite üyeleri edebî niteliği temel ölçüt olarak tanımlıyor ve kararlarını kazananın eserleri üzerinden açıklıyor. Bununla birlikte hangi özelliklerin ne kadar ağırlık taşıdığını, benzer niteliklere sahip diğer yazarların neden geride kaldığını veya değerlendirmeler arasındaki tartışmaların karara nasıl yansıdığını bütün ayrıntılarıyla öğrenemiyoruz. Bu sınırlar, ödülden ne beklememiz gerektiğini yeniden düşünmeye yöneltiyor.


Öte yandan ödülün önemini küçültmeden sınırlarını kabul etmek mümkün. Bir yazarın Nobel kazanması, eserlerini incelemek için iyi bir fırsat sunabilir ancak bu eserleri değerli bulmamızın tek nedeni olmamalı. Komitenin gerekçesi de eserlere yaklaşırken yararlanabileceğimiz bir yorum sunuyor. Bu yorumu anlamak kadar, eserlerin gerçekten onu ne ölçüde desteklediğini kendi okumamızla değerlendirmek de önemli. Ödülün kararı ne olursa olsun, okur olarak kendi değerlendirmemizi yapma hakkımızı korumalıyız.


Sonuçta şu soruya dönüyoruz: Edebiyatın değerini belirlemek için ödüllere ne kadar ihtiyaç duyuyoruz ve ödüllerin bize sunduğu değerlendirmeyi kendi okuma deneyimimizle nasıl ilişkilendiriyoruz?


Nobel gibi ödüller son merci olarak kabul edilmemeli. Edebiyatın anlamı ve değeri, üzerine tartıştıkça daha görünür hâle gelir; tartışmaya nokta koyduğumuzda değil.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page