top of page

2026-Mayıs’ta İzlediklerim (3 Film)

  • 6 hours ago
  • 6 min read

Bahar yerini sıcaklara yavaş yavaş bırakırken bunalmaktan kaçınmanın türlü yolları var. Keyifli yöntemlerden biri de, mis gibi serin odamızda izleyeceğimiz filmlere dalmak. Belki de açık havada izlemeyi seviyorsunuzdur. Neyse ki henüz bunları gerektirecek havalarla karşılaşmadık. O zamana dek şu son ılıman günlerin tadını çıkarmaya bakalım.



Mayıs Sineması

Bu ayki izlemelerimin ilki, önceden izleyip izlemediğimi hatırlamadığım bir tanesiyle başlıyor. Arkadaşımın tavsiyesini dikkate aldım ve hemen giriştim. Çıkan kitabım üstünde konuşurken kesinlikle izlemem konusunda tembihledi. İzleyince hak verdim.


“Midnight in Paris” Movie Poster - Image Source
“Midnight in Paris” Movie Poster - Image Source

Başrollerini Owen Wilson ve Rachel McAdams paylaşıyor olsa da, birçok ünlü isim bu filmde mevcut; yukarıdaki posterini incelemenizi rica ederim. Bundan ötürü de oyunculara da ama kısa ama uzun soluklu bir bakış atıyor, onların karakterlerini tanıyor ve ana karakterimizle olan bağlantısını görme şansı yakalıyoruz.


Konusundan bahsedelim. Bu bir yeni yetme yazarın öyküsü. Evlenmek üzere olan bir çift Paris seyahatindedir. Önce ilişkilerine tanık oluruz ve karakterlerimizin bağını anlamaya çalışırız. Arada esen soğuk rüzgârlar belli iken esas odak yazarımızın ne yapacağına kaymaya başlar.


Bir gün, Paris’in sokaklarında kaybolan bu adam, gece vakti yoldan geçen bir araca, partilemek üzere davet edilir. Zaten otelin yolunu bulamayan ve eşinden ayır düşen adam, bayıldığı ve burada yaşamak istediğini birkaç kez dile getirdiği şehrin ağına takılmak için çok düşünmez ve daveti kabul eder. Esas olay da zaten buradan sonra başlar.


Başta kavrayamasa da, ismi elbet duyulmuş bazı edebi simalarla karşılaşır. Derken sanat dünyasından önemli yetenekler de orada belirir. Her zaman düşleyeceği tarzdan bir cemiyetin içine düşmüştür. Anlam veremediği bu ana kapılmayı tercih eder çünkü o, belki de ilk defa, kendi gibilerini bulmuştur.


Yaşananları sevgilisine anlatmayı denese de ilişkilerindeki kopukluk buna izin vermez ve yazarımız bu büyülü akşamların varlığına tanıklık ettikçe kendi hayat yolunu çizmeye başlar. Sonunda bir karar alır ve onun peşinden gitmek için harekete geçer.



2011 yılına ait bu yapım, sadece dönemine değil de her zamana dokunabilecek bir değer taşıyormuş hissi verdi bana. Böylece komediyi, fanteziyi ve romantizmi içeren bir buçuk saatlik yapımı hiç sıkılmadan izledim. Ancak başlangıçta belirttiğim üzere bunun nedeni, içinde bulunduğum yazarlığa adım atma sürecim de olabilir.


Fikir olarak gayet hoş bir tat bıraktı. Çok fazla bilinir oyuncu olduğunu bilmeden izlediğimden izledikçe şaşırdım. İşin güzel yanı, herkes rolünü oynuyor ve sahneden çekiliyor. Biri diğerine baskın gelmiyor, bu amaçla olay akışının seyrine ket vurmuyor. Fikrin uygulandığı kısmın içinde de bir olay akışı olması aslında iç içe geçen bir öyküyü veriyor bize. Bu nedenle anlatıyı sade bulacak olanlar bile sıkılmayacaktır diye düşünüyorum.


472 bin kişinin oyladığı yapımın IMDb ortalama puanı 7.2 olmuş. Ben de 7-7.5 puan aralığında düşünüyordum. Nostaljik bir etki bırakan, atmosferini hoş bulduğum, kişi odaklı anlatımda aşırıya kaçmayan ama verilmek isteneni de veren bu yapımı izlemek isteyenlere ben de tavsiye ediyorum.


Bu ay İlkgüz Film Kulübü etkinliğinde yer verdiğimiz yapım, Leonardo DiCaprio başrolündeki One Battle After Another oldu. Türkçe’ye “Savaş Savaş Üstüne” ya da “Savaş Üstüne Savaş” şeklinde çeviriler görsek de resmi çevirinin ne olduğundan emin değilim. Geçen seneye ait yaklaşık üç saatlik bu yapımın üstünde konuşmak için kolları sıvadım ve seyre giriştim.


“One Battle After Another” Movie Poster - Image Source
“One Battle After Another” Movie Poster - Image Source

Kendilerini devrimci olarak reklam eden anarşist bir grubun saldırılarıyla başlıyor film. Burada öne çıkan, lider pozisyonunda yer alan bir çift var. Onların öncülüğünde birçok terör faaliyeti gerçekleşiyor. Dikkatleri üstünde toplamak isteyen grup istediğini alıyor ve özel birimin radarına düşüyor.


Yeni karakterlerle tanışıyoruz ve işin aksiyon kısmı artıyor. Bu grubu yapılan müdahaleler sonrasında bitme noktasına kadar varıyorlar ancak liderlerden biri kaçıyor ve sessiz bir yaşam sürmeye devam ediyor. Bu noktada on altı senelik bir zaman atlaması yaşıyoruz.


Böylece filmin ikinci yarısı diyebileceğimiz kısmıyla devam ediyoruz. Süreç onca zaman sonra tekrara binmek üzereyken arka planda yaşanan bazı sırlar ortaya çıkıyor. İşler herkes için sarpa sarıyor ve hareketliliğini koruyan ikinci yarı ile seyrimizi tamamlıyoruz.



Baştan söyleyeceğim bu defa, film ne iyi ne kötü. Bu yüzden 7 puan versem de 6.5’tan 7 diyebilirim. Yapımda verilmek istenilen nedir bunu ne ben ne de görüşmemizde yer alan arkadaşlarımız çözemedik. Bunun belki de yerel seyirciye hitap eden bir film olabileceği konusunu düşündük. Ortada bir ders yok, ahlaki çıkarım yok. Evet, olayların seyri değişiyor ve kendini izletebiliyor ancak bunu şahsen DiCaprio’nun oyunculuğuna veriyorum.


Politik gerilimi, kara mizahı, suçu, dramı ve aksiyonu barındıran bir çorba bu film. Boş zamanlarınızda karnınızı doyurmak için içtiğiniz türden. Yani çerez diye tabir edilen ama üç saat gibi uzun bir süreye ayrılan bir tanesi. Bir çerezi bile uzun süre yemek anlamsız gelebilir. Yapımın harika olduğunu söyleyecek arkadaşlarınız varsa kulak asmayın, cidden değil. Bu yüzden ikilemli bir eleştiri sürecinden geçmiş görünüyor.


Kesinlikle 18+ yaş etiketi belirleyeceğimiz filmi açıkçası pek tavsiye edemesem de, merak edenlerin hevesini kırmak istemiyorum. “Üç saat nedir ki, zaten iki bölüme ayrıldığını düşününce gayet normal”, diye düşünüyorsanız haksız sayılmazsınız. Yapımın esas anlatısına geçişi için pişmesi gerektiği bir gerçek fakat bu denli uzun tutulması ve gereksiz sahnelerle doldurulması yersiz geldi. Ayrıca politik doğruculuk oynayan yapımları sevmiyorsanız es geçmeniz için ek bir neden olarak görebilirsiniz.


Tam da bu nedenlerden ötürü 410 bin kişinin oy ortalaması 7.6 olarak belirlenmiş. Dediğim gibi ben de puanımı belirttim. İyi niyetli bir 7 diyebilirim. DiCaprio hatırına. Fakat üstünde tartışmak güzeldi. Çünkü üç saat içinde unutulan detayları ve verilmek istenen alt metinleri birlikte görmek, hatırlamak yorucu olduğu kadar keyifliydi.


3. East of Eden (Cennetin Doğusu)

Ayın son filmini ise bu defa İlkgüz Kitap Kulübü’nün 52. Etkinliği için izledim. Hep birlikte John Steinbeck’in Cennetin Doğusu kitabı (1952) hakkında konuştuk. Şahsen kitabı bitiremeyeceğimi fark ettiğim bir dönemde olduğundan en azından filmini izlemem gerektiğini düşündüm.


“East of Eden” Movie Poster - Image Source
“East of Eden” Movie Poster - Image Source

Kitabın tümüne odaklanan bir yapım değil bu. İyi ki öyle de olmuş açıkçası. Belli bir anlatıya ev sahipliği edip bağlamı kendi içinde iyi tutmuş görünüyor. Buna rağmen iki saatlik bir seyri mevcut.


1955 yılından bir film bu ama hiç öyle hissettirdiğini söylemem. Düşünün, 70 sene öncesi! Sinema anlayışının ne kadar değiştiğini düşününce filmi o gözle izlemeniz gerektiğini anlıyorsunuz. Bu elbette eski dönemlere ait hemen hemen her film için geçerli diye düşünüyorum.


Bizler, geriye dönük yorumlamalar yaparken hâliyle geçmişte kalan teknolojiyi ve/veya sanatsal ifadeleri hep eksik, çiğ ya da kötü olarak yorumlamaya meyilliyiz. Bu pek doğru bir bakış açısı değil. Örneğin şu filmin üzerinden 2-3 nesil geçmiş resmen. Hızla değişen dünyamızda beş sene öncesi bile aynı değil. Yorumumu da bu doğrultuda yapma taraftarıyım. İzlemek isterseniz aynısını size de öneririm.



İki erkek kardeş ve bir babadan oluşan bir ailenin anlatısı bu. Dönemin anlayışını barındıran, sürekli bir meşgale içerisinde bulunan hayatların öyküsü. Savaş kapıda ve bir iş adamı olan baba da buna göre hareket etmek için uğraşıyor. Tarım alanında kazanç sağlamak, finansal varlığını sürdürmek ve iş imkânı yaratmak istiyor.


Birer genç olan bu iki kardeşten büyük oğlunu seviyor ancak diğeri çok haşarı. Ona da iyi davransa da bu iyiliklerin karşılığını bulamıyor. Biz ise filmi bu kendi dünyasında yaşayan küçük evlat gözünden izliyoruz. Karakteri, döneminin sükse yapan ve genç yaşta hayatını kaybeden oyuncusu James Dean canlandırıyor.


Savaş zamanı gelmeden evvel iş girişimi kötü sonuçlanınca finansal bir engele takılan bu üç kişilik aile ne yapacağını bilemez. Evin küçük evladı, babasının sevgisi arayışında olduğu için kaybedilen parayı babasına doğum günü hediyesi olarak vermek için çabalar. Bu doğrultuda babasının iş arkadaşıyla ortaklaşa hareket ettiği kadar, hiç görmediği çok önemli biriyle de tanışır. Varlığı sır gibi saklanan biri.


Nihayetinde toplanan para reddedilirken psikolojisi alt üst olmuş bir evlatla karşı karşıyayızdır. İstemsiz bir kin güttüğü babası ve abisine karşı geri dönülmez bir harekette bulununca aileye büyük bir darbe vurulur.



Eski dönem filmlerinin birçoğu tarihin tozlu sayfalarında kalsa da, hem edebiyat hem sinema açısından tanınır bu yapım çokça oylanmış. 50 bin oy sonucunda 7.8 ortalama puanı beklediğimin ötesindeydi. Ancak dediğim gibi, verilmek istenenin verildiği, kitaba (en azından belli bir kısmının anlatısında) olabildiğince sadık kalınmaya çalışıldığı ve sinematografik “eksikliklerin” göz ardı edilerek izlendiği düşünülürse şaşırtıcı gelmeyecektir. Ben de 7-7.5 puan aralığında düşünüyorum. Eğer kitabı okuduktan sonra izleseydim aynı tadı alır mıydım onu bilemiyorum.



Toparlayalım ve bitirelim.


Yedi puanların havada uçuştuğu bir ay olmuş gerçekten, yazarken fark ettim. Ortalama ve üstü filmlerin puan aralığı benim için böyle. Çok cezalandırıcı bir eleştirel bakış açısına sahip değilim ve bunu becerecek donanıma da sahip değilim. O yüzden puanlarım her daim aklıma ilk gelen ve ben uyandırdığı aralıklar oluyor. Bu da işin garip yanı, çoğu zaman IMDb ortalamasına pek yakın oluyor. Herkes gibi düşündüğüm için mi yoksa herkese gerçekten o hissi yaşattığı için mi, orasını bilemem.


Sevmediğim yaz aylarına giriyoruz. Ancak bu izlemeye, okumaya ve yazmaya devam etmeyeceğimiz anlamına gelmiyor elbette. Keşke izleyince üşüten filmler kategorisi olsa da yaz aylarında buzdolabına girmişiz etkisi yapsa. Haziran’da, yavaştan erimeye başlamazsak, görüşmek üzere.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page