top of page

Dijital Kültürün Estetik Tuzağı

  • 10 minutes ago
  • 5 min read

Sosyal medyada haber akışını kaydırmayı değil de bilinçli bir şekilde taramayı seçtiğimizde, bazı karman çorman içeriklerle karşılaştığımızı fark edebiliyoruz. İç içe geçmiş durumlar yaşanıyor. Bunları başlangıçta kavrayabilmek zor çünkü gitgide benimsenen bir yapıya bürünüyorlar. Ülkelerin yereldeki değerleri, kültürel ögeleri bazen bir şaka malzemesi, bazen de alakasız bir içeriğin nesnesi haline geliyor. İkisini bağdaştırmak güç gelse de insan zamanla alışıyor. Peki bu o değer için ne kadar sağlıklı? Bize sunulan tüm bu “ilginç ve farklı içerikler”i kabullenmek zorunda mıyız?


İnsanlığın odağı merkezini iyice şaşırmış durumda. Geçen her dönemde ya da belki de nesilde, bizlerin dikkatini kendinde toplamak için sosyal medyanın (hem algoritma olarak hem üretici olarak) atmayacağı takla yok.


Önceden filtrelerle kandırılıyorduk, sonra hikâye ekleme özelliği geldi ve kim ne atmış merak eder olduk. İçeriklere müzik ekleme fonksiyonu tanıtılınca da sunulan şey beğenilmese bile şarkıdan ötürü o içeriğe katlanabilme durumu gelişti. Derken alt yazılar çıktı ve garip olan şu ki, kendi dilimizdeki içerikleri tüketirken bile ister istemez alt yazılardan gözlerimizi alamaz olduk.


Dönemsel olarak dikkat çelen araçlara başvuruldu ve görünen o ki işe yarıyor. Tabii bir diğeri de, önceden gayet yerel olarak sunulan içeriklerin artık daha küreselleşmiş olması. Örneğin Türkiye’deki hesapların yanı sıra genel anlamda ABD içeriklerine ulaşsak da, bizim kültürümüzle alakalı gönderilere sahip diğer yabancı hesaplar da önümüze düşüyor. Biri Türk mutfağından yemekler yiyorsa ve biraz da ilgi yakalamışsa hemen hemen hepimiz bununla karşılaşabiliyoruz. Kısacası sosyal medyayı yönetenler, coğrafi ölçeği de genişleterek karşılaşabileceğimiz içerikleri aynı orantıda fazlalaştırdılar.


Photo by Zhen Yao on Unsplash
Photo by Zhen Yao on Unsplash

Bunlardan son verdiğim örneğe dikkat çekmek istiyorum. Bizi, yani ülkemizin değerlerini içeren her türlü hesaptan gönderilerin bizlerle buluşması aslında çok etkili. Çünkü herkes, hangi ülkeden olursanız olun, yabancıların görüşlerini merak eder. Verilen tepkinin sevilip sevilmemesi değildir mesele zira olumsuz dahi olsa bu da bir etkileşim kaynağı oluşturur. Yani reklamın iyisi kötüsü yoktur.


Sosyal medyada aşırı aktif olan bir milletiz, bunu biliyoruz ancak bunun nedenlerini tartışmayacağız. O başka bir konu. Fakat dijitaldeki aktifliğimizi sadece biz bilmiyoruz; içerik üreten yabancılar da bu durumun farkında olduklarından bizim değerlerimizi içeren gönderiler paylaşıyorlar. Bu yüzden, bizim aktif biçimde çevrim içi oluşumuzdan yararlanıyorlar. Elbette herkes bunun bilinciyle hareket etmiyordur ancak edenlerin olduğu aşikâr. Durumun kullanılabilir bir yanı olduğundan esasında bunu yapmamaları şaşırtıcı olurdu. Etkileşim almayı, anılmayı, övülmeyi, sevilmeyi seviyoruz. İçerikleri tüketirken körü körüne davranmamak ve bu olası durumun farkındalığıyla hareket etmek en önemli nokta.


Hâl böyle olunca yabancılar arasında aslında bizim kültürümüzü tanıyanlar da oluyor. Dediğim gibi iyi niyetli veya değil, aralarından bazıları aslında meraklarını başlangıçta kullanmayı yeğledikleri bu fırsatla beraber giderebiliyorlar. Ülkemizi ziyaret ediyor, dünyaca meşhur kedilerimizi hoşnutlukla seviyor, yine dünyanın en iyi mutfaklarından biri olan Türk mutfağının birçok yemeğini zevkle tadıyor ve sokak lezzetlerini deneyimliyorlar. Gündelik yaşamlarımızın parçası olup bizi yakından tanıyor, dünya görüşlerini genişletiyorlar. Bizim, ikiyüzlü ve yalancı Batı (aslında sadece Batı ile sınırlı değil tabi) medyasında anlatıldığımız gibi olmadığımızı sonunda fark ediyorlar.


2025 yılında Avrupa havaalanlarına uğrayan toplam yolcu sayısı - Reddit
2025 yılında Avrupa havaalanlarına uğrayan toplam yolcu sayısı - Reddit

Yine de eleştirmek istediğim noktaya gelmem gerek. Ülkeleri ziyaret edenler, yani turistler, sosyal medyanın etkisiyle yapıyor bunu. Yani turist kavramının da iyice değiştiğini söyleyebiliriz. Eskisi gibi eline alıp ülke rehberi okuyan, eş dosttan tavsiye alan, anlatılan hikâyelerden büyülenip gelmeyi tercih eden veya zamanında tanıştığı arkadaşını ziyaret amacıyla gelen turistlerin sayısının epey düştüğü tahmin edilebilir. Sosyal medya herkesin hayatı olduğundan, orada sunulan neyse insanlar da onu deneyimleme umuduyla geliyorlar. Bu yüzden bazı turistlerin, hangi ülkeyi ziyaret ederlerse etsinler, sosyal medyada gördükleri gibi olmadığı için şikâyet edip mutlu ayrılmadıklarını görmüşsünüzdür illa ki. Tekrarlayalım, bu her ülke için geçerli.


Yani elimizde şunlar var: Turistlerin birçoğu, eskiden olduğu gibi macera ve keşif duygusuyla değil de dijitalde anlatılan masallara (birçoğu doğru da olabilir bal kabağı da) veya sürekli olarak haber akışlarına sürüklenen kültürel değerleri deneyimleme düşüncesiyle geliyorlar. Yanı sıra, bu ziyaretleriyle de edindikleri etkileşim sonucunda (dediğimiz gibi, yemeğimizi övmelerine bayılıyoruz) avcuna aldığı o kitleye daha fazla içerik sunmaya çalışıyor. Ağa takılmış balığa dönüşüyoruz. Seviyor, takip ediyor, daha fazlasını bekliyoruz. Yorumlarda bol bol tavsiye veriyoruz. Elbette bizler bunları çoğunlukla iyi niyetimizle yapıyoruz.


İşte işlerin karmaşıklaştığı durum tam burada ortaya çıkıyor aslında. Öncelikle şunu fark edelim; bahsettiğimiz durum, hemen hemen her gün karşılaşacağımız kadar sık yaşanıyor. Yani rastgele bir iki turistle sınırlı değil çünkü ülkemize (mevsim fark etmeksizin) her gün akın akın turist geliyor. Öyle ki dünyanın en çok ziyaret edilen şehirleri, en çok aktarma yapılan havaalanları bizde.


Kaldı ki, buraya kadar anlattıklarım genel anlamda bizlerin gözünden olsa da bunun birçok ülke için de geçerli olduğu ortada. Bunu es geçmeyelim.


Photo by Emma Vendetta on Unsplash
Photo by Emma Vendetta on Unsplash

Bir noktada ülkelerin değerlerinin alakalı alakasız her şeye yedirildiğini görmeye başlıyoruz. Resmen çorbaya dönüşüyor. Kimi gittiği ülkede ne yediğini bilmeden her şeyi sevdiğini söylüyor. Başka biri, lirikleri alakasız olan rastgele bir şarkı kullanılıyor. Neden kullanıldığını anlamıyorsunuz ama içerik üreticisi için bu önemli değil. Ne kadar absürt olursa o kadar etkileşim demek. Bazıları ise bilerek muhalif ve olumsuz yorumlar yaparak “ragebait” oluşmasını sağlıyor yani sizin öfkenizi yorumlara dönüştürebiliyor. Yerel bir dans figürü, onun saygınlığı hiç edilerek sarf ediliyor. Saygın bir figür ya da benzer bir değer hakkında, bulunduğu ortamdakilerin hoşuna gidecek düşünceler dile getiriliyor. Kendisine yabancı herhangi bir şey, biraz da kişinin karakteri doğrultusunda oluşabilecek şekilde, dalga geçilebilecek bir malzeme olarak görülüyor. Sırf bir iki beğeni alabilmek için yapılıyor bunlar. Her biri, mutlaka birilerinin ilgisini çekiyor ya da aksine nefret doğuruyor. Ancak hepsi, ortak payda olarak, değerleri o ya da bu şekilde yıpratarak yapılıyor. Olumlu ama yapmacık olanlar da olumsuz ve agresif olanlar da.


“Tamam, iyi, anladık da bunlar hiç yapılmasın mı? Yerel değerler küreselde yer bulmasın mı?” diye sorulabilir bu bağlamda. Öncelikle sorunun içinde bir çelişki var. “Yerel” olanın “küresel”leşmesi… Kimse yereldeki değerleri tek bir deneyimlemede özümseyemez ya da tam olarak anlayamaz. Hatta bu, bir yabancı olmanızı bile gerektirmez; aynı ülkenin vatandaşları bile yöresel değerleri algılamakta, benimsemekte güçlük çekebilir. Ki zaten bu da gayet doğaldır. Bunu bir yabancıdan beklemek de mantıklı değildir. Bir turist, bu unsurları deneyimlerken bir çocuk saflığını taşımaktan pek öteye gidemeyecektir.


Buradaki asıl sorun ise bu (yerel ya da ulusal) kültürel ögelerin başkaları tarafından sevilip sevilmemesi değil aslında. Esas sorun bunun dijital dünyadaki karşılığında yatmakta. İnsanlığın her geçen gün sosyal medya barınaklarında yatıp kalktığı şu en az on-on beş yıllık süreçte, şeyler değerini kaybetmeye başladı. Görüyoruz ki, tanınırlık yaratmak her zaman değer katmak değildir. Onu markalaştırmak, bilinçle yapmak pekâlâ öyle olabilir. Fakat hızlı yaşadığımız, bizimle alakalı olanı yücelttiğimiz ama dürüst olmak gerekirse çok da vakit ayır(a)madığımız/hatırlamadığımız/bilmediğimiz değerlerimiz aslında bu dijital yapmacıklık içerisinde ne denli somut bir kazanım elde edebilir ki?


Yaşamayı unuttuğumuzu düşünüyorum bazen. “Yaşamak” diyorum, fotoğraf çekme güdüsüne kapılmadan, video çekip dijital dünyayla buluşturmadan, beğeni toplayacak iyi açıları düşünmeden, birilerine konumunu bildirmeden, bir şeyleri ispat etme çabasına girişmeden yaşamak. Gerçekten sadece o an orada bulunmak, kaybolmak, insanlarla etkileşime geçip iyi-kötü anları cebe atmak ve belki bir arkadaş sofrasında anlatabilecek güzel anılar toplamak. Kültürü ve içinde barındırdığı yerelliği bir tür dijital estetik parçası olarak görmekten ve onları yüzeyselleştirmekten ziyade oldukları gibi yaşayıp tatmak, farkına varmak ve öğrenmek.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page