Edebiyatta Kötü Karakterler Hakkında
- 7 hours ago
- 5 min read
Örnek karakterlerle özde yatan etmenler
Kötü ve/veya engel yaratan bir karakter (antagonist ya da villain) yazmak, kahraman (protagonist) yazmaktan bana kalırsa daha zorlayıcıdır. Çünkü senaryo kafada şekillenirken bazı olay ve karakterler üstünden üretilir ve bunlar ana etmenlerdir. Yardımcı ögeler yeri geldiğinde, var olana farklı biçimlerde karşıt olacak şekilde düzenlenirler. Yani taşı gediğine oturtmak, yapbozun ortasına eklenecek parçayı iyi seçmek gereklidir.
Bugünlerde bir öykü üstünde düşünürken kötü karakter ekleme konusunda ikilemde kaldım ve eklersem nasıl bir yol izlerim diye düşündüm. Sonra onların ana hatlarını oluşturan yapıları hatırlamak için kısaca bir göz attım. Madem öyle, sizlerle de paylaşayım dedim. Belki yazacağınız kurgularda akılda kalıcı karakterler olmaya yardımcı hatırlatıcı bir rol oynar.
Başlangıçta bir soruyla hareket ettim: “Tüm bu kötü karakter furyasının temelinde, onları oluşturan belli başlı duygu ve düşünceler var mı?” Yani aslında sorum, onların çıkış noktasının dönüp dolaşıp tek bir noktada buluşup buluşmadığıydı. Biraz düşündükçe anladım ki aslında bu sorunun cevabı olumsuz. Ancak bazı düşünceler beni içine çekti. Örneğin aklıma Dante’nin eserleri geldi. Biliyorsunuz, orada cehennemin katmanları var. Acaba bu türden karakterlerin kişilikleri bunların üstüne inşa edilmiş midir diye düşündüm ancak tarihsel olarak bakıldığında bu eserden evvel de kötü karakterler elbette vardı.
Devamında aklıma bu eserin de ilham aldığı dini bazı öğretiler ve belli başlı günahlar geldi. Hem tarihsel olarak da erken olduğu için makul buldum. Fakat aklıma gelen örnekleri bu günahlara yakıştıracak şekilde yerine koymaya çalışınca kafam karıştı. Çünkü karakterlerin “kötülükleri” tam anlamıyla şöyledir ya da böyledir demek hem onları basite indirgemekte hem de günahları/kötülükleri çok keskin bir biçimde ele alma zorunluluğu barındırmakta. Oysaki karakterin özünü oluşturan bu etmenler böylesine kolayca ifade edilebilir değiller. Zaten onları okur tarafında bazen karmaşık bazen de haklı hissettiren budur. Zira bu karakterler ana karakterlerden önemsizdir denilemez.
Böylece tersten hareket edip aklıma gelen örnek karakterleri düşünerek onları belli başlı kalıplara yedirmeye çalıştım. Aklıma gelen yönleriyle en sık gözlemlenen, kaçınılmaz denilebilecek unsurları belirledim. Bunların birçoğunu zaten biliyorsunuz. Bense sadece aklıma geldiği şekliyle onları bir sepete doldurup birçok karakterin, kabaca, hangi tarzda oluşturulduklarını belirteceğim.
Öncelikle, bu karakterler zıtlık taşırlar. Bundan ötürü kahramanın yansıması olduğu kadar onunla çatışan amaçları da bulunmalıdır. Avengers serisindeki Thanos buna bir örnek olabilir. Ana ve “iyi” karakterlerin zıttı ve düşmanı Thanos, kendi yoluna bakarken bu uğurda çatışma süreci ortaya çıkınca aralarında savaş patlak verir. Burada sorgulama kimin doğru/haklı olduğudur, çoğu zaman okura ve seyirciye bu sorduruluyor.
Bu karakterler büyük çoğunlukla “kötü olsun diye kötü” denilerek yaratılmazlar. Bu ancak çocuk masallarında olur. Artlarında yatan bir motivasyon vardır. Kurgunun detayına göre detaylanır ve gücünü gösterir bu yapı. Örneğin Breaking Bad serisinden Walter White bunun için çok güzel bir örnek çünkü kendisi hem ana hem kötü karakter tabirine uyuyor. Yaptığı işler zamanla etik ve ahlaki sınırları aşsa da kendince motivasyonu var. Aslında başlangıçta hiçbir çatışma durumu içerisinde bulunmasa da zamanla ortaya çıkan diğer iyi/kötü karakterlerle beraber bu kaçınılmaz bir hal alıyor. Darth Vader da burada bahsedilebilir.
Bazen karakterler kötü görünse de içinde yaşanılan dünya daha da berbattır. Bu durumda ne gibi bir ölçeğimiz olmalıdır? İyiler, diğerlerinden daha pirüpak diye veya kötüler çürümüşlüğe uyum sağlıyor diye ilahlaştırılmalı mı? Burada bazı gri alanlar, kör noktalar var. Seçim yapmak her zamankinden daha zor, daha ikircikli ve bu gayet doğal. Çarpık dünyanın yarattığı aynı çarpıklıktaki görüşler okura ve seyirciye zor anlar yaşatır. Bana kalırsa bu türden kötü karakterler çok daha akılda kalıcı oluyorlar. Örnek verelim. Aklıma gelen üç tane çok güzel örnek var (ki üç yapımı da gayet sevdiğimi fark ettim), bilenler hemen kavrayacaklar. Death Note animesinden Light Yagami, Watchmen filminden Ozymandias ve The Boys dizisinden Homelander karakterleri çok ideal. Burada bizler şu soruyu çok sık soruyoruz: “Ben olsam ne yapardım?” Ve tahmin edeceğiniz üzere, anlatıya göre gelişen bu ahlaki ve felsefi durumlara göre onlara hak verirken yakalıyorsunuz kendinizi.
Öyle karakterler var ki, adeta kaybolmuş bir ikiz kardeş gibi. Sadece farklı yerlerde ve kültürlerde yetiştiklerinden değişen dünya görüşlerine sahipler. Tamamlayıcı görev görürler. Işık ve gölge gibidirler. Ayna işlevi sağlarlar. Ana karakterin gerçek yüzünü, karşıtı olan bir diğeri sayesinde daha iyi kavrarız. Psikolojik anlamda bastırılan yönler, karşılaşmalar sayesinde ortaya çıkar. En bilinen ve kabul gören örneği hiç şüphesiz Batman ve Joker’dir. Çünkü işin ironik yanı Batman zamanla fark eder ki Joker olmadan eksik hisseder. Adalet dürtüsü ve kaygısı onun çevresinde şekillenmiştir. Tabir yerindeyse onu o yapandır.

Şanssız olanlar vardır bir de. Haddimiz olmadan acırız onlara. Kurgunun yanlış yerinde doğdukları için üzüldüğümüz anlar bulunur. Öte yandan öyle sütten çıkmış ak kaşık da değildirler. O halde soru şudur: “Bu karakterler gerçekten kaderin cilvesine mi yenik düşmüştürler yoksa benliğinin bir köşesinde her zaman yer alan kötülük içinde bulundukları şanssızlıkla beraber kolayca nüksetmiş midir?” Kısacası, kötü mü doğmuşlardır yoksa zamanla kırılmışlar mıdır? Yüzüklerin Efendisi serisinden Gollum’u hatırlarsınız. Sevimsiz bir yaratıktır ama aynı zamanda kendi kendisiyle de konuşur. Hatta sesi bile incelir çünkü tam anlamıyla farklı biridir o anda. Ancak Gollum olan kişiliği baskın gelir. Zira Tek Yüzük’e sahip olduktan sonra onun etkisi altına girip böylesine harap bir duruma gelmiş ve onu kaybettikten sonra da bu kıymetli objeye saplanıp kaldığından içindeki kötülüğü ve melaneti söküp atamamıştır. Gollum ya da esasen Smeagol, yüzüğü bulduğundan şanssız mıdır yoksa içinde yatan duygular serbest mi kalmıştır?
Yukarıda verdiğim örneklerden birine benzer bir tanesi var şimdi. Ancak bunu onlardan ayıran karizmanın, çekiciliğin maskesi. Kendine has yaşam tarzını, düşünce yapısını benimsemiş kötü karakterlerin bu yanı mevcut. Hatta öyle ki, eğer onlara alışırsak ya da doğrudan onların hayat öyküsünü anlatan bir yapımı izler, kitabı okursak taraf bile tutabiliriz. Çünkü yine o soruyu sordurturlar bize, “Haklı olabilir mi?” Kimdir bunlar derseniz, katil Dexter’ı düşünebilirsiniz. Belki de V for Vendetta’daki V bile olabilir. İşin daha ilginç yanı bunlar “kötü karakter karşıtı” (anti-villain) olarak da addedilirler. Çünkü esas amaç sıradan/nötr karakterlerle (ve hatta belki de protagonistle) aynıdır. “Kötü” denilen her kimse onlara bir ders vermek. Fakat bu ders, sıradan/nötr karakterlerin anlayışından, kanunlarından farklıdır. Onlara has teknikler, düşünce yapıları, felsefi anlayışlar ve hamleler işte tam da burada özgün olmalarını sağlarlar. İçlerinden bazıları, bizim yapmak isteyip de yapamadığımız birtakım şeyleri gerçekleştirdikleri için, bizim algımızda aslında suçlu sayılsalar bile, sevilebiliyorlar. Taraftar ya da hayran toplayabiliyorlar.
Her şeyin bir sonu vardır, kötü karakterlerin de öyle. Onları ortak kılan nihai madde bana kalırsa, peşinde oldukları amaçtan eninde sonunda vazgeçmeleri, başkalarının (veya protagonistin) buna engel olması ya da en belirgin son olarak ölmeleri. İyi ya da kötü herkesin bir Aşil topuğu, bir kriptoniti vardır yani. Bu bazen bir objenin (Sauron ve Tek Yüzük, Voldemort ve hortkuluklar, Kaptan Ahab ve zıpkın) bazen de kişilikte yatan duyguların (Viktor Frankenstein ve öldürme arzusu/kibir, Macbeth ve kehanet inancı/paranoya, Heathcliff ve intikam takıntısı, Dorian Gray ve narsisizm) ortaya çıkardıklarıdır, yenik düşmelerinin sebebi budur.
Eseri güzelleştiren en önemli temel etmenlerden biri çatışmadır. Çatışmalar ibrenin nereye kayacağını bilmediğimiz bir bilinmezlik doğurur. Bilinmezlik ve devamında ortaya çıkabilecek beklenmedik yapı ise kurgular açısından merak uyandırıcıdır. Bir de iyi yazılıp çizilmiş bir kötü karakter oldu mu, eser tadından yenmez. İşin en başına dönecek olursak esasında onların varlığı şart değildir. Ancak detayları oluşturan, pürüzleri gideren, anlatıyı çeşitlendiren ve mutfağı zenginleştiren de onlardır.





Comments