top of page

İz Bırakmak ve Arşivlemek

13 minutes ago
3 min read

Doğal izlerden insanın bıraktığı kayıtlara uzanan bir düşünce


Bir ağacın gövdesini kestiğimizde karşımıza çıkan halkalara bakıp yaşını anlamaya çalışırız. Her halka bize geçen bir yılı, belki o yıllardaki kuraklığı, hızlı büyümeyi veya çevresindeki değişimleri anlatabilir. Ağaç ise bunların hiçbirini kaydetmek için yapmaz. Yaşar, büyür ve gövdesinde izler oluşur. Biz de yıllar sonra o izleri okuyarak geçmişi anlamaya çalışırız.


Bir fosilin durumu da bundan çok farklı değildir. Bir binanın duvarlarında üst üste biriken boya katmanları, eski bir sandalyenin aşınmış yüzeyi veya yıllarca kullanılan bir kapının kolu da benzer biçimde geçmişten bir şeyler taşıyabilir. Hiçbiri hatırlamak, saklamak ya da geleceğe bir şey bırakmak amacıyla ortaya çıkmamıştır. Yine de hepsine baktığımızda geçmişi görebiliriz.


Düşününce, burada ilginç bir ayrım var. Doğanın kendiliğinden gelişen akışını veya nesnelerin zamanla geçirdiği değişimleri birer arşiv olarak düşünmüyoruz çünkü arşiv dediğimiz şeyin arkasında genellikle bir niyet bulunuyor. Arşivlerken bir şeyi saklamak, kaybetmemek ve gerektiğinde yeniden ulaşabilmek istiyoruz. Yani ağaç yaşını kutlamıyor ya da duvar, üzerindeki boya katmanlarını düzenlemiyor, sandalye ise üzerinde oturan insanların izlerini korumaya çalışmıyor. Bunlar varlıklarının doğal bir sonucu olarak ortaya gelişiyor. Varlıklarının amacı bu olsun ya da olmasın böyle şekilleniyor.


Biz ise zaman zaman bunun için ayrıca uğraşıyoruz. Arşivleme söz konusu olduğunda çoğu zaman içgüdüsel değil de bilinçli yaklaşıyoruz.


Örneğin bir doğum gününde pasta alıyor, mum üflüyor ve fotoğraf çekiyoruz. Bu kadar sıradan bir davranışın içinde bile geleceğe dönük bir taraf yok mu? Zira o anın bir gün geçmiş olacağını biliyoruz ve onu saklamak istiyoruz. Olur da bir kişiyi her yıl aynı yerde fotoğraflamaya başlarsak işte o zaman değişimi de kaydetmeye çalıştığımız anlaşılıyor. Evet, ilk fotoğraf bir anı olabilirken yıllar boyunca biriken fotoğraflar küçük bir arşive dönüşüyor.


Yine de insanın bıraktığı her iz bilinçli bir arşiv olmak zorunda değil. Küçükken siz de yapmış olabilirsiniz, mesela bir çocuğun boyunu takip etmek için kapının kenarına çizilen çizgileri düşünelim. O çizgiler atılırken gelecekte bir hatıraya dönüşeceğini düşünmeyebiliriz. Yıllar sonra o evden taşındığımızda ise geride kalan çizgiler, oradaki yaşanmışlığa dair bir kayıt niteliği alabilir. Bir hikâye barındırır. Aynı şeyi bir kitabın kenarına düşülmüş notlarda, tozlanmış bir mektubun kat izlerinde veya yıllarca kullanılan bir masanın üzerindeki çiziklerde de görebiliriz.



Demek ki şunu söyleyebiliriz: Bir şeyin geçmiş hakkında bilgi taşımasıyla, geçmişi saklamak amacıyla yapılması aynı şey değildir.


Çünkü yeri geldiğinde arşivleme niyeti olmadan bırakılan bir iz, yıllar sonra arşiv gibi okunabiliyor. Bir evin duvarı geçmişini anlatmaya çalışmıyor ama biz üzerindeki değişimlerden o evde neler yaşandığını anlamaya çalışıyoruz. Renklerin solukluğu, üstündeki izler ve döküntüler farklı anlamlar taşımaya başlıyor.


Müzelerde bunun daha belirgin bir hâlini görüyoruz. Bir zamanlar gündelik hayatın parçası olan bir nesne, sergilendiğinde artık başka bir anlam kazanıyor. Maddi olarak aynı nesne olsa bile ona bakışımız değişiyor. Eskiden kullanılmış bir eşya iken şimdi geçmişe dair bir tanık olarak görülüyor. Onu, ait olduğu döneme dair ne söylediğini görmek için inceliyoruz. İster güncel ister uzak geçmişe ait bir eser olsun, bu böyle.


Sizce insanın arşivleme isteği burada mı ortaya çıkıyor? Zamanın geçeceğini ve bazı şeylerin değişeceğini biliyoruz. Bu yüzden fotoğraf çekiyor, günlük tutuyor, mektupları saklıyor, kitapları topluyor, binaları koruyoruz. Geçmişin kendisini durduramayacağımızı bildiğimiz için en azından ondan bazı parçaları geleceğe taşımaya çalışıyoruz.


Fakat unutmayalım ki arşivler de geçmişin tamamı değil. Çünkü bunu bilinçli oluşturan biz insanlar açısından önemli bir husus var: Neyi saklayacağımıza karar veriyoruz. Bir fotoğrafı tutup diğerini siliyoruz. Bir binayı korumaya değer bulurken başka bir binanın yıkılmasına izin veriyoruz. Dolayısıyla arşiv dediğimiz yapı, yaşananların tamamından çok, yaşananlardan geriye bırakmayı seçtiğimiz şeylerden oluşuyor. Zaten tam da bu yüzden nostaljik etkisi fazla olabiliyor.


Öte yandan doğanın bıraktığı izlerde ise böyle bir seçim yok. Ağaç hangi yılın daha önemli olduğunu bilmiyor. Duvarlar hangi olayın hatırlanmaya değer olduğuna karar vermiyor. Onlar yalnızca yaşamlarının sonucunda iz bırakıyor. Biz ise bu izleri okuyup anlamlandırıyor, yetmediğinde kendimiz yenilerini oluşturuyoruz.


Anlaşılan arşivleme isteğimizin temelinde yalnızca hatırlamak yok. Bir gün her şeyin değişeceğini, bazı şeylerin ortadan kalkacağını ve bizim de bu değişimin içinde yer alacağımızı biliyoruz. Bu yüzden bugünü geleceğin geçmişi olarak kaydetmeye çalışıyoruz. Sonuçta geleceğin belirsiz olduğunun bilincindeyiz.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page