Yüreğimizdeki Cumhuriyet
Millî hafızanın, bağımsızlığın ve ortak gururun bayramı
Türk milletinin hafızası, takvim yapraklarında saklı değildir. Onu yaşatan, geçmişte olup bitenlerin günümüz insanında neye karşılık geldiğidir. Bayramlarımızın hiçbiri bu yüzden eskimez: Her yıl yeniden, coşkuyla hatırlanır ve her kuşakta başka bir sesle, daha gür dile gelir. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız da Türk milleti için böyle bir tarihtir.
Cumhuriyet’in ilanıyla, uzun ve çetin mücadelelerin ardından Türk milletinin kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma iradesi devlet düzeninde karşılık buldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Millî Mücadele, bağımsızlığın bir başkasından beklenemeyeceğini, Türk milletinin kendi varlığına sahip çıkmak zorunda olduğunu gösterdi. Cumhuriyet, bu iradenin devlet düzeninde karşılık bulmasıydı. Bu nedenle bugünü anarken bir kuruluş tarihinden ibaret görmüyor, Türk milletinin kendi geleceğini kurma kararlılığını da kutluyoruz.
Bugünkü hükûmetimiz, devlet örgütümüz doğrudan doğruya milletin kendi kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet örgütü ve hükûmettir ki onun ismi Cumhuriyettir. Artık hükûmet ile millet arasında mazideki ayrılık kalmamıştır. Hükûmet millettir ve millet hükûmettir. Artık hükûmet ve hükûmet mensupları kendilerinin milletten ayrı olmadıklarını ve milletin efendi olduğunu tamamen anlamışlardır. (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri 11, s.230)
Tarihin asıl ilginç tarafı, bu denli benzersiz ve etkili olayların farklı kuşaklarda yeniden anlam kazanmasıdır. Cumhuriyet’i kuranlarla onu bugün yaşayanların hayatları aynı değil, burası kesin. Birinin omuzlarında savaşın yükü vardı, bizlerin elinde bambaşka bir dünya var. Buna rağmen aramızda kopmayan bir bağ bulunuyor.
Çünkü bu ülkenin geçmişi, bugünü ve yarını birbirinden ayrı düşünülemez. Bizden önce verilen mücadeleler, yenilikler, zorluklar ve ilerici adımlar, bugün sahip olduğumuz hayatın zeminini oluşturdu. Tıpkı bugün yaptıklarımızın da yarının nasıl hatırlanacağını etkileyeceği gibi. Zira ulusal bayramlarımız, zaferlerimizin yanı sıra çektiğimiz çileleri de hatırlatır bizlere. Unutmadan, özümüze dönmemizi öğütler. Kimliğimizin farkındalığı ise geleceğimizi şekillendirmenin en somut biçimini ortaya koyar.
Millî müdafaamızı, düşmanların bayrakları, babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terk edemeyiz. İstanbul mabetleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz mücadelemizde devam etmeye mecburuz. (1920) (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 98-99) [Özgün kaynak: Atatürk'ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri (T.T.B.) IV. cilt, 307]
İşte millî aidiyetin en canlı hâli de burada ortaya çıkıyor. Ülkemizi sevmek, onun tarihini ezbere bilmekten çok tarihin önemini hissedebilmektir. Cumhuriyet’in neden önemli olduğunu sorgulamak; araştırmak, okumak ve öğrenmek, ona duyduğumuz bağlılığı bilinçle beslemektir. Hissettikçe, benliğimizi anlamaktır; güzide ülkemizin özünde ne denli değerli olduğunu bir kez daha kavramaktır. Bayrağımızı gördüğümüzde içimizde uyanan duygudur, gözlerimizin buğulanışıdır. Bir kumaş parçasına duyulan bağlılıktan derindir. O bayrak ki, ortak hatıraların, bağımsız yaşama iradesinin ve aynı vatanın geleceğine duyulan inancın simgesidir. Herkese nasip olmaz böyle şanlı bayrak, tarih, kimlik, ata. Çarpıtma veya uydurma değildir. Ve kanla yazıldığı da ortadadır. Öyle ki, marşımızı birlikte söylediğimizde seslerimiz aynı anlamı taşır, ortaklaşır. Ulusal bayramların gücü böylesine içtendir, birlikteliğimizi görünür kılar.

Cumhuriyet’i her 29 Ekim’de yeniden kutlamamızın nedeni de burada yatıyor. Tarihte gerçekleşmiş bir olayın yıl dönümünü anmakla kalmıyoruz, onun bizim için taşıdığı anlamı da tazeliyoruz. Ülkemizin gerçekten de doğum gününü kutluyoruz. Ve Cumhuriyet’in varlığı, mumları üflemek için hep bir ağızdan türküler ve şarkılar haykırdığımızda kim olduğumuzu anlamamıza yardım eden ortak bir hafıza oluveriyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün adı bu hafızada, Türk milletinin bağımsızlığına ve kendi geleceğini belirleme hakkına duyduğu inançla birlikte bizlerle yaşıyor. Hatta öylesine ölümsüz bir kalp ki bu, aldığı her darbeye rağmen daha güçlü atıyor. Sesimiz Onun ve eserinin varlığından aldığımız güçle daha bilinçli, hırslı, içten ve gür çıkıyor.
Gençliği yetiştiriniz. Onlara ilim ve irfanın müsbet fikirlerini veriniz. Geleceğin aydınlığına onlarla kavuşacaksınız. Hür fikirler uygulamaya geçtiği vakit, Türk milleti yükselecektir. (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, s. 161) [Özgün kaynak: Afetinan, Atatürk’ün B.N.M., s.37]
Gerçeği konuşmaktan korkmayınız. (1918) (Atatürk’ün Siyaset Bilimi ve Devlet Yönetimi, s. 110)
29 Ekim 2026. Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümü. Dile kolay, akla ve kalbe zor.
Ulusumuzun kendi adına konuşabildiği, yolunu çizebildiği ve geleceğini ortak iradesiyle kurabildiği Cumhuriyet’in bayramı bugün. Bu çocuksu sevinç, tarife sığmaz gurur, boğazdaki düğüm, kalpteki sıcaklık ve gözdeki yaş, geçmişin büyüklüğünden olduğu kadar o geçmişle aramızdaki bağın işte hâlâ tam da böyle canlı olmasından geliyor. Çünkü biliyoruz ki Cumhuriyetimiz, acısıyla tatlısıyla bizim. Sahip olduğumuz bu yaşlı topraktaki genç fidanı sulamak bizim ödevimiz. Anadolu’nun toprakları bereketlidir. Zamana meydan okur. O meydan okumada elimizden geleni yapmak, bizden öncekileri onurlandırmak ve bizden sonrakilere örnek olmak çağ fark etmeksizin görevimizdir.
En iyi fertler kendinden ziyade mensup olduğu toplumu düşünen, onun varlığının ve mutluluğunun korunmasına hayatını veren insanlardır. (Ayın Tarihi, cilt: 24, sayı: 82-83, 1931)
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılının henüz başındayız. Dedik ya, düşününce hâlâ çok genciz. Ancak tarihimizin biriktirdiği tecrübeyi taşıyoruz dünyanın bu noktasında. İşte tüm o tecrübeler Cumhuriyette bir araya geldi, bizlere zerk oldu, damarlarımıza iyice işledi.
(İstanbul halkı ve Cumhuriyet hakkında Tercüman-ı Hakikat Gazetesi muhabirine verdiği demeç, 4 Aralık 1923) Cumhuriyetimiz öyle zannolunduğu gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık. İcabında müesseselerimizi müdafaa için lazım olanı yapmaya hazırız. (Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri, Cilt II (1922-24), PDF belgesi, s. 296) [Özgün kaynak: Hâkimiyet-i Milliye, 4 Aralık 1923, No: 984, s.1]
Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun. Ne mutlu, bu tarihin anlamını bilen ve onu yüreğinde taşıyan Türk milletine!



Comments