top of page

2025-Aralık’ta İzlediklerim (3 Film-1 Animasyon)

  • Writer: Sarnav
    Sarnav
  • Dec 19, 2025
  • 8 min read

Updated: Jan 23

Bu yılın son yazısına geldik. 2025 sizce de bir çırpıda geçmedi mi? Her ay yazımı yazarken aynı cümleyi kuruyorum: “Bir ay daha mı bitti?” Bunu diye diye yılın sonunu getirdim resmen. Muhtemelen düzenli olan herhangi bir uğraş ile zamanın akışını daha sık hissediyoruz.


Aslında geçen sene yaptığım gibi, yılbaşı havası veren filmleri izleyip o nostaljiyi yaşamayı planlamıştım. Ama bilirsiniz, bazen planladığımız şeyin o anki hissini yakalayamayız. Ben de bu yüzden izleme listeme geri döndüm, kendimi herhangi bir kalıba sokmamaya özen gösterdim. İçimden ne geliyorsa ona kulak verdim.


Photo by Emily Finch on Unsplash


Aralık Sineması

Bu sene mutlaka izlemek istediğim filmlerdendi. Nedensizce meraktaydım. Takip edenler hatırlar, afişe bakmakla yetiniyorum genelde. Konusu nedir vesaire çok az bakarım ki ne ile karşılaştığımı bilmeyeyim. Bu sefer de öyle yaptım. Ön gösterim videosuna da az buçuk göz atmakla yetinmiştim zaten. Bu bağlamda iyi yaptığımı fark ettim.


Emma Stone ve Jesse Plemons başrollere yakışmışlar. Hakkını verdiklerini düşünüyorum. Stone’u izlemeyeli bayağı oluyor. Plemons ile aylar evvel son sezonunu izlediğim “Black Mirror”da tekrar karşılaşmak güzeldi.


İki saatlik bir “acaba” filmi bu. Sıkıcı bulanlarınız olur mu bilmem ama merak unsurunu haliyle yüksek tutmaya çalıştıklarından, sürekli olarak ikilemde bıraktıklarından, “burada böyle olmamış mıydı,” diye sordurup düşünceleri geri sardırdıklarından iki saat geçip gidiyor. Daha kısa olabilir miydi sorarsanız, pekâlâ olabilirdi derim. Ama senaryo bu şekliyle de oturmuş hissettirdi.


Bu tarz yapımları hem beğeniyor hem de takdir ediyorum. Çünkü uygulamaya konması kolay olduğunu düşünmediğim olayları işliyor. Özellikle de çok kısıtlı mekan, karakter ve yan etmen olduğu zaman. Bugonia hepsine sahip; sanki kişisel bir meydan okumaymışçasına zorlayıcı.


İşin bir de seyir boyutu var tabi. Buna girişmeye cesaret ettikleri kadar bunu nasıl ele alabildikleri de filmin hem gidişatını hem de sonunu belirliyor. Aynı sebeple, puanlamaların keskin biçimde oylanabileceğini düşünüyorum.


“Bugonia” Movie Poster - Image Source


Sürpriz kaçırmadan filmin konusuna gelecek olursak, Michelle Fuller (Emma Stone) adlı başarılı bir üst düzey yönetici, Teddy (Jesse Plemons) ve Don adlı iki kardeş tarafından kaçırılır. İkiliden sessiz olan Don olaya çok hakim değildir ve takımın beyni Teddy’dir. Yönlendirici, asabi, disiplinli bir karaktere sahiptir. Don’u da ister istemez bu işe alet eder. Kendince seneler boyu diri tuttuğu bir motivasyonu vardır ve kaçırma işlemini de bu doğrultuda yapmaktadır. Fuller’ın bir Andromedalı olduğuna ve insanları, yaşamı, doğayı katleden bir uzaylı grubunun temsilcisi konumunda bulunduğuna kendisini inandırmıştır.


Filmde de kaçırılan kadın ile kaçıran ikilinin (aslında sadece Teddy’nin) diyalogları çerçevesinde (doğal olarak) kapalı mekan anlatımını görüyoruz. Bir ona hak veriyoruz bir ona, neyin ne olduğunu bilmiyoruz. Onlar konuştukça bir şeylere şahit oluyoruz ya da olduğumuzu varsayıyoruz. Çıkarımlar yapmamıza neden olan bazı sahneler olsa da bunlardan vazgeçmemize yönelik diğer sahneler kafamızı karıştırmaya devam ediyor. Zaten amaç da bu.


Uzatmaya gerek yok bence. Türü sevenler için ideal bir film. Aksi takdirde yorucu gelebilir mi emin değilim açıkçası. Ayrıca söylemem gerek ki kesinlikle “K-Pax” adlı (8 puan vermiştim) ve çok duyulmadığını düşündüğüm Kevin Spacey filmine benzettim. Bunu izleyecek olursanız ona da mutlaka vakit ayırın. Veyahut tersi, onu izlediyseniz bunu da izlemek isteyebilirsiniz.


Ek bir bilgi: Okuduğum kadarıyla bu film, Jang Joon-hwan'ın yönettiği 2003 yapımı Güney Kore filmi olan "Save the Green Planet!" filminin yeniden çevrimi (remake) imiş.


Yaklaşık iki ay önce sinemada boy gösteren filmin 58 bin oylaması mevcut. Ortalama olarak 7.5 puan almış. Kesinlikle aynısını düşünüyorum ve bu şekilde ortak oluyorum. Yukarıda bahsetmedim ama son kısmı biraz zayıf buldum. Bunun beklentimle alakasını pek kestiremiyorum. Olması gerektiği gibiydi herhalde ama bazı şeyler yerine oturmaz ya bazen, öyleydi benim için. Son olarak, 16+ verilen yaş etiketi, 18+ şeklinde okunsa daha iyi olur.


2. The AristoCats (Aristokediler)

Uzun zamandır listemde olan Walt Disney yapımlarından biri. 1970 tarihli Aristokediler bir anda aklıma gelince, izleme listemden çıkarmak adına güçlük çekmediğim bir animasyon oldu. Sevimli, hoş bir animasyon. Keyifle izledim. Bence birçoğumuz eski animasyonları seviyoruzdur. Başka bir dokusu, büyüsü vardı. Bunu tekrar alabilmek tazeleyici bir histi.


“The AristoCats” Movie Poster - Image Source


Bir anne kedi (Duchess) ve üç yavrusu(Berlioz, Marie ve Toulouse), zengin bir kadının (Madame) evinde yaşamaktadır. Bunlar tam da madamın karakterini yansıtacak cinste asilzade gibidirler. Bir gün madamın Edgar adlı yardımcısı, ev sahibesinin tüm mal varlığını kedilere bırakacağını öğrenir. Ancak kedilerden sonra sevgili kahyasına kalacaktır miras. Bunu duyan Edgar kolları sıvar ve aslında hiç haz etmediğini öğrendiğimiz bu sevimli dört kediyi taşra bir yere götürüp bırakır. Ev hayatından başka bir şey bilmeyen dört canlıya bu sapa yerde başka bir kedi (O’Malley) yanaşır. Onlara eşlik eder, yol boyunca yardımcı olur. Amaç ise eve geri dönmektir.


Başlık kedilere özgü olsa da farenin, atın, kazların ve köpeklerin yer aldığı, diğer ülke tiplemesi kedilerin de bulunduğu bir yapım. Hepsinin etkili olduğu sahneler var. Müzik konusunda doyurucu ve içine çeken bir yapıda. Zevkle dinledim. Ayrıca Fransız isim ve aksanına sahip kedilerin yanı sıra İngiliz kazlar var. Jazz müzik icra eden kediler de sanırım farklı milletleri temsilen bulunuyorlar.


“Herkes kedi olmak istiyor!”


Bir buçuk saatlik bu güzel animasyon filmi için “101 Dalmaçyalı” (ki onu da tekrardan izlemeliyim) ve benzeri bazı eski eserlerin taklidi olduğunu belirten eleştiriler gördüm. Özgünlüğü konusunda eksik ve olay örgüsünün zayıf bulduğunu söyleyen yorumlar vardı. Komik ve yetersiz değerlendirmeler şeklinde görüyorum. Kusursuz olmak zorunda değil; eğlendiren yapısı ise gün gibi ortada. Kahkaha attığım yerler bile oldu.


1 saat 20 dakikalık bu yapımın her saniyesini sevdim. Çizimlere, renklere, renk geçişlerine bayıldım. IMDb’de 123 bin puanlaması bulunuyor. Ortalama puanı ise 7.1 olmuş. Bense rahatça 7.5-8 verebilirim. Her yaş kitlesinin izleyebileceği türden tatlı bir fabl örneği.


3. Stepford Wives (Stepford Kadınları)

İlkgüz’ün en güncel Kitap Kulübü etkinliğinde yer alan “Stepford Kadınları” romanının uyarlamasını dünkü etkinliğimiz öncesinde izlemek istedim. Her kitabımızın (varsa) sinema eser(ler)ini mümkünse izlemeye çalışıyorum. Çünkü okuduklarımın ve bu okumanın beraberinde hayal ettiklerimin, görsel anlamda nasıl canlılık kazandığını görmeyi amaçlıyorum. Tercihen, okuduktan sonra gerçekleştiriyorum ve bu yapımların romanın önüne geçmesini önlüyorum. Kaldı ki, tersini bile deneyimlesem, kulüp açısından kitaba sadık kalarak yorumlamak daha sağlıklı. Film yorumu bir ek oluyor, güzelse tavsiye edilebiliyor.


Şimdi 2004’te beyaz perdeyle buluşan bu yapıma gelelim. Dönemin başarılı ve (hâlâ) güzel aktrislerinden Nicole Kidman başrolde. Tanıdığım birkaç oyuncu daha var ama esasen şaşırdığım isim Christopher Walken oldu. Bu iki isim dışında rolünün hakkını veren birkaçı daha var elbette.


“Stepford Wives” Movie Poster - Image Source


Konuya gelelim. Joanna Eberhart (Nicole Kidman) ünlü ve başarılı bir kanal sahibidir. Sunuculuğunu gerçekleştirdiği bir yarışmanın sonucunda yaşanan felaketle beraber işten atılır. Hayatının alt üst olduğu düşüncesiyle yaşadığı şehirden ailesiyle beraber uzaklaşma kararı alır. Destekleyen kocasının da teşvikiyle Stepford kasabasına taşınırlar.


Geldikleri gibi dikkatlerini çeken bir durum vardır: Her şey yerli yerinde ve düzenlidir. Özellikle kadınların benzer giyimleri, hareketleri ve görünüşleri belirgindir. Joanna çok geçmeden burada yanlış bir şeylerin gittiğini düşünür. Ayrıca kasabada sadece erkeklerin gittiği bir kulüp vardır ve vakitlerini burada geçirirler. Zamanla bu kulübün bir sırrı olduğu, Joanna ve tanıştığı “normal” arkadaşlarıyla ortaya çıkarılır.


Yer yer komedi unsurları barındırsa da genel itibarıyla gerilim (ve belki bir tutam korku) içerikli bir yapım bu. Romanın dışında yer alan bazı ekleme karakterler ve senaryo değişiklikleri bunu kırmaya çalışmış olmalı. Kitap ile farklılıkları bir hayli mevcut. Hatta iki ayrı alternatif senaryo gibi görebilirsiniz bunları. Birini tükettiyseniz diğerini de farklı bir bakış açısı olarak değerlendirebilirsiniz. Bu şekliyle seyretmesi hoştu.


Yine de beğenemediğim ve yer yer göze sokulan politik konuların bulunması can sıkıcı. Bahsetmeye gerek duymadığım noktalar kendini gösteriyor yani. Değinmeyecek olsam da izleyenler belki farkına varmıştır demekle yetineceğim bu defa. Başka bir konu olarak, kitaptakinin aksine kadınların estetikliği epey vurgulanmış durumda. Bu biraz da medyadaki “sex sells” düşüncesiyle bağlantılı bence. Yani seksi bir içerik yapılırsa (ürün veya hizmet her ne olursa olsun) satışları artırır. Filmde de kitabın bu yanını fırsat bilip geleneksel Amerikan kadını biçimini, tek tipleştirilmiş tarza ve robotik tavra sahip kadınlarla gözümüze sokuyorlar. Özgün eserin bir parçası olsa da sinemada baskın şekilde eklenmiş. Aslında bu eser bir tür yergi de içerdiğinden tezat buldum.


Tür olarak bilim kurgu olsa da ağırlığı asla bu değil. Sadece arka planda olan biten bilimsel dayanaktan ötürü böyle. Daha ziyade gerilim, kara mizah, korku ve hiciv olarak görülmeli.


Roman için de film için de 15 ya da 18+ yaş etiketi olsa daha iyi olur diyorum ve bir buçuk saatlik yapımın IMDb puanına geçiyorum. Toplamda 73 bin kişi oy kullanmış görünüyor. Ağırlıklı ortalaması ise 5.4 olmuş. Sanıyorum ki bir çok izleyici çerez veya yetersiz bir film olarak kabul etmiş. Ben de farklı düşünüyorum diyemem. Puanım 6-6.5 oluyor. Yine de, kitabını okuduktan sonra değişik bir senaryoyu sunduğu için de sıkılmadım. Herkes için geçerli olmayabilir.


4. Stepford Wives (Stepford Kadınları - 1975)

“Nasıl ya? Şimdi okumadım mı ben bunu,” diyeceksiniz muhtemelen. Evet, sonradan öğrendiğim için kulüp görüşmemiz öncesinde eski yapımını da izleme kararı aldım. Aslında farklı senaryolar çerçevesinde birkaç filmi daha varmış ama bu, direkt olarak kitap uyarlaması bir yapım. Bu yüzden de önceki ve güncel yapımından ziyade, kitaba nasıl sadık kaldıklarını merak ettim.


“Stepford Wives (1975)” Movie Poster - Image Source


Konusunu tekrarlamaya gerek yok, işleyiş belli. Ancak kitabın basımından üç sene sonra yayımlanmış bu film kitapla neredeyse birebir. Hatta, hatırımda taze olduğundan, karakterlerin bazı cümleleri bile aynı, sahne geldiğinde ne söyleyeceklerini tahmin edebilmek ilginçti.


Foreshadowing (sonra olacakları önceden gölgeleme) kullanımı henüz filmin başında kendini gösteriyor. Elbette hem kitabı hem de önceki filmini izlediğim için bunu görmekte zorlanmadım. Aksi takdirde “neden böyle bir sahne var ki?” demekle yetinebilirdim.


Gerilimi yükselen bir film. Anlaşılan daha güncel olan diğer yapımda farklılığa gitmelerinin sebebi de buydu. Değişiklik yaparak geri dönüşü ve kazancı daha yüksek tutacaklarını düşünmüş olabilirler, bilemiyorum.


Başrolde, geçen aylarda izlediğim Donnie Darko’da oynayan psikiyatrist Katherine Ross var. Onun oyunculuğunu sevsem de filmdeki genel duyguyu garip buldum. 1975’in sinema algısıyla mı alakalı yoksa filmde esasen vermek istedikleri bu muydu emin değilim ancak durgun ve soğuk bakışlar herkeste görülüyor. Bazı sahneleri anlamsız bir şekilde inşa ettiklerini düşünüyorum. Anlamsız bakışmalar ve geciken tepkiler işi ara sıra komik bir boyuta taşıdı.


Esere dönecek olursak dün akşamki görüşmemizde üstünde epey konuştuk. Kısacık ve tahmin edilebilir bir gidişatı olan bu roman hakkında sandığımdan fazla yorum getirebildik açıkçası. Özünde bir tiyatro eseri tarzında yazılması düşünülen eser zamanla roman halini almış. Bunun bir benzerini filmde görecek miyiz diye düşündüğüm oldu. Belki de 1975 yapımı bunu da hedefliyordu. İzleyenlerin yorumlarına bırakıyorum.


Yazımı tekrar okurken fark ettim ki bu ay aslında “Bugonia” ve “Stepford Kadınları” ile gizem, gerilim ve ikilemde bırakan senaryolara konuk olmuşum. Üstünde durmalıyım ki bu, ustalık isteyen bir biçim. Bugonia’da bu üçüncü şahıs olarak, Stepford Kadınları’nda ise birinci şahıs olarak bizleri içine çekiyor. Seyirciler ve okurlar olarak biliyoruz ki, yanlış giden bir şeyler var ama açıklayamıyoruz. Çoğu zaman ana karakterle beraber öğreniyoruz. Zamanla ötesini bilen biz oluyoruz ama karakterimize söyleyemiyoruz. Çaresiz kalan onlar mı biz mi bilemiyoruz. Sona gelince de, “biliyordum işte!” hissine kapılıyoruz. Şüphesiz burada önemli olan verilen ipuçlarının doyuruculuğu, sağlam bir alt metnin gerekliliği ve bilinmezliğin sürekli korunumu. Hepsini aynı anda yapmak hiç kolay olmamalı.


Şimdi iki saatlik bu filme son verelim. 21 bin kişi tarafından oylanırken 6.9 puanda kalmış. Diğer filmle ilgili hislerim burada da baskın geliyor. 6.5 verebilirdim sanırım ama ötesi olmazdı.



Evet! 2025’i sonlandırdık. Eylül 2024’te başladığım seyir maceramı düzenli bir şekilde ilerletmek iyi hissettirdi. Kendimi asla zorlamadan, aksine, eksik olduğunu düşündüğüm sinema envanterime yenilerini eklemenin sevinciyle yaptım bunu. 2026’da da devam etmeye niyetliyim.


İlk sene biterken (Eylül 25) bazı istatistikler vermek istiyordum ama daha fazla uzatmak istemediğimden yapmamıştım. Madem senenin son ayı gibi belirgin bir tarihteyiz, bu defa 2025 bazında ele alarak yapayım.


2025 boyunca izlediğim sinema eserlerinin tablosu


Ay başına en az dört film izlediğim bu süreçte toplamda (Medium’da yer vermediklerim de mevcut) 53 eser bulunmakta. Bunlardan:


  • 2’si dizi (”Lost” ve “Black Mirror Sezon 7”),

  • 2’si animasyon/dizi (”Love, Death and Robots Sezon 4” ve “Lazarus”),

  • 11’i animasyon/film,

  • 30’u (kategorisiz) film,

  • 5’i yeniden yapım (re-make) (İlk filmleri dışında 2 “Wonka”, 1 “Frankenstein”, 1 “Küçük Cadı Kiki” ve 1 “Stepford Kadınları” filmi)

  • 3’ü seri film. (“Unbreakable” — “Split” — “Glass” üçlemesi)


Yukarıda belirtmedim ama fark ettim ki, önceden izlediğim 14 eseri (diziler dahil edilerek) tekrardan izledim.


Aralarından 4 film, İlkgüz Film Kulübü görüşmeleri öncesinde bana eşlik etti.

“Despicable Me”, “Loving Vincent”, “Lost In Translation” ve “Donnie Darko”


Daha önceden veya etkinlik öncesinde izlediğim, İlkgüz Kitap Kulübü kitaplarımızın uyarlamaları olan 9 film de yine kendine bu listede yer bulabildi.

Mayıs 25 — “Yıldız Tozu”, Temmuz 25 — “Algernon’a Çiçekler”, Temmuz 24 — “Geliş”, Ekim 25 — “Frankenstein” (1994) ve “Frankenstein” (2025), Kasım 25 — “Küçük Cadı Kiki” (1984-Animasyon) ve “Küçük Cadı Kiki” (2014-Film), Aralık 25 — “Stepford Kadınları” (1975) ve “Stepford Kadınları” (2004)


2025 boyunca izlediğim sinema eserlerinin posterleri


Kolay hesaplamak adına buçuklarını kırptığım oylamalarıma bakacak olursak:

  • 6 esere tam puan,

  • 8 esere 9 puan,

  • 12 esere 8 puan,

  • 15 esere 7 puan,

  • 11 esere 6 puan ve

  • Sadece 1 esere 5 puan vermişim.


2025 boyunca izlediğim sinema eserlerinin puanlama tablosu


Bunun altında ise puanım yok. Oldukça cömert davranıyorum sanırım. Eleştiri dozunuz benden yüksekse puanlamalar sizde muhtemelen daha düşük bir şekilde cereyan edecektir. Çoğunluk ise 6-7-8 puanlarda birikmiş.


Yazım esnasında tekrar incelerken “neden buna böyle düşük/yüksek puan verdim acaba?” diye düşündüklerim az da olsa vardı. Ama bu her zaman yaşanır, bilirsiniz, anın verdiği tat farklıdır.


Sözlerimi bitirmeden evvel, ayın 15’inde paylaştığım yazımı da hatırlatmak istiyorum. Senelik okumalarım ve izlemelerim ile oluşturduğum, kendi kategorilerinin “en iyileri” gördüklerimden seçkiler hazırladım. İncelemek isterseniz aşağıdaki bağlantı ile ulaşabilirsiniz.



Böylelikle 2025 sineması sona eriyor. Belki önümüzdeki günlerde izlemelerim olur, bilemiyorum. Hâlâ yeni yıl hissine bürünebilmiş değilim; her zamankinin aksine gecikti. Bunu kamçılamak adına pizza yiyip “Evde Tek Başına”ya başvurursam şaşırmam. Sonrasında da bir sıcak çikolata… Film bitmeden uyuyakalmayayım da.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page