top of page

Kısa Öykü Konusu Bulmak İçin Yaratıcı Teknikler

  • 9 hours ago
  • 6 min read

Öyküler yazmak eğlenceli olduğu kadar yorucu olabiliyor. Özellikle de hangi konuda yazacağımızı bilemezsek. Nasıl yaklaşmalı ya da ne tür bir yol izlemeli kararsız kalabiliyoruz. Ele alacağımız konuyu bulduğumuzda işin en zor kısmını geride bırakıyoruz. Beyin o ilk kıvılcımı bulduğunda devamını üretmek kolaylaşıyor. Bu nedenle çoğu zaman asıl mesele, ne hakkında yazacağımızı bulmakta düğümleniyor. Bu yüzden bazı öykü fikirlerimi nasıl bulduğumu anlatmak ve bu konu üzerine düşündükçe fark ettiğim yöntemleri sizlerle paylaşmak istiyorum.



Madde madde ilerleyip minik örneklerle anlatacağım.


1. Ödül - Bedel

Bunun yerleşik bir kalıp olup olmadığını bilmiyorum, yalnızca akılda kalması için böyle isimlendirdim. Buradaki düşünce deneyimizde, getirisi olan herhangi bir sistem düşünün. Ancak buna, işleri yokuşa sürecek ve sistemi dengeleyecek bir bedel de ekleyin. Böylece öykü gerçekçi ve doğal hissettirecektir. Çünkü büyük kazanımlar çoğu zaman yeni sorunlar doğurur.


Örneğin zaman yolculuğunun mümkün olduğu bir yazı yazıyorsunuz. Ancak gideceği zamana zaman yolcusu karar veremesin, rastgele tarihlerde bulunmak zorunda kalsın. İnsanların artık yemek yemediği bir gerçeklik düşünün. Bu durum bazıları için rahatlatıcı olabilir. Peki, insanlar gerekli kaloriyi ve vitaminleri nereden karşılayacak? Bu da alternatiflerin bulunması gereken bir bedel olacak. Sizi düşünmeye itecek, okuru merak ettirecek. Normalden sıyrılan bir konu da olabilir: İnsanların rüyalarının depolanıp bir tür enerji üretildiğini düşünün. Peki, rüya göremeyenler ne yapacak? Bir taraf ödüle doğal biçimde sahipken diğerleri bundan mahrum. Buradaki karşıtlık neler doğuracak?


2. Meslek

Bunu iki şekilde ele alacağım. İlkinde, günümüzde ortadan kalkmış ya da büyük ölçüde işlevini yitirmiş bir meslek düşünün. Bunları araştırabilirsiniz, ilginç şeylerle karşılaşacağınıza eminim. Şimdi onları günümüze uyarlamayı deneyin. Alarmların olmadığı dönemlerde insanların pencerelerine vurarak onları uyandıran kişiler ya da okuma yazma bilmeyenler için mektup yazanlar varmış. Bugün kulağa alışılmadık gelebiliyor. Böyle mesleklerin veya benzerlerinin günümüzde yer alması nasıl bir farklılık yaratırdı?


İkinci düşünceye gelelim şimdi. Meslekleri bükelim. Var olan bir mesleğe normalde yapmayacağı türden bir görev verelim. Örneğin bir dedektif olsun ama insanların kaybolan hafızalarının peşine düşsün. Mesela bir psikolog, karamsarlığa kapılan robotların tedavisinde rol oynasın. Uyurgezerlerin işlediği suçlar ya da karıştığı kazalar için bir avukat bulunsun. İlk bakışta akla gelmeyen, ilgi çekici olmaya aday konular ortaya çıkacaktır.


3. Kural(lar)

Diyelim ki bu defa ne hakkında yazacağınızı biliyorsunuz ama temelindeki yapıyı kurmakta zorlanıyorsunuz. Bir ya da birden fazla kuralınız olsun. Ne kadar çok kural olursa öykü o kadar çeşitlenebilir ama bir o kadar da zorluk yaşanabilir. Seçiminiz buna göre olsun.


Bu kurala, ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalın. Her şey onun çerçevesinde gelişsin. Dediğim gibi, birden fazla kural koymanız, bunlar arasında neden-sonuç ilişkileri kurmanıza imkân verebilir. Yazar olarak siz de karakterleriniz de bu kurallara bağlı kalmalısınız. Ancak öykü çoğu zaman kuralların sınandığı, zorlandığı veya beklenmedik sonuçlar doğurduğu yerde başlar.


Evet, tersi bir yöne gidiyoruz. Bu sınamayı iyi ayarlayın. Eğer onları tümden yıkmak istemiyorsanız da eğin, bükün. Bir açık arayın. Kendi kendinizi sorgulayın. Mantığınızda bir hata, gözden kaçan bir boşluk var mı düşünün. Bunun için en az iki karakter oluşturmak faydalı olabilir. Böylece diğer karakter kuralların katılığını sorgularken size bu bağlamda fikirler sağlayabilir.


İnsanların birbirini kasten öldüremediği bir dünya kurduğunuzu düşünün. O hâlde kazara ölümler nasıl değerlendirilir? İntikam almak isteyen biri bu kuralı nasıl aşmaya çalışır? Önce sistemi kur, sonra çatlak ara.


4. Nesne

Herhangi bir nesne düşünün ve o nesneye kendi işlevinden farklı bir fonksiyon verin. Gayet basit. Saatler yine bulunsun ama zamanı göstermesin. Evcil hayvanınızın kalan yaşamını simgelesin. Bu değişim öyküye duygusal bir yön katsın, dakikalara yeni anlamlar yüklensin.


Hatta bu maddeyi de biraz değiştirelim. Nesne bu kez asıl işlevini korusun, fakat kullanım biçimi farklılaşsın. Mesela yüz odalı bir şatoda tek bir kapı bulunsun. Odalar arası geçiş sadece o kapı aracılığıyla yapılsın. Kişi nereye gitmek isterse kapı o odaya açılsın. Böyle bir durumda mahremiyet nasıl işler? Uzay zaman nasıl çalışır? Bir odaya kilit vurabilir mi? Kapı bir nedenden ötürü parçalanırsa o sırada bulunulan odadan nasıl çıkılır?


Diğer bir örnek olarak bir çatal düşünelim. Yenilen yemeğin tadını değiştirsin. Aşçılığın ne önemi kalır? Malzemelerin bolluğu bir şey ifade eder mi? Her yemeğin tadı değiştirilebiliyorsa kötü malzeme ile iyi malzeme arasındaki ayrım ortadan kalkar mı?


Photo by Unseen Studio on Unsplash
Photo by Unseen Studio on Unsplash

5. Atasözleri ve deyimler

Deyimler özellikle çocukken anlaşılması zor söz kalıplarıdır çünkü çocukların düşünme biçimi daha doğrudan ve somuttur. Oysa deyimler mecazidir, içerdikleri sözcüklerin düz anlamından bambaşka bir durumu anlatırlar. Eteklerimiz gerçekten zil çalmaz, ağzımız kulaklarımıza varmaz, gözümüz de kimseyi ısırmaz.


Atasözleri ise çoğunlukla bir yargı veya öğüt taşır. “Vakit nakittir” ve “Damlaya damlaya göl olur” ilk akla gelen örneklerden. Evet, soru belli: Bu kalıplar öyküye dökülseydi o zaman nasıl bir kompozisyon çıkardı?


Örneği vaktin gerçekten de nakit olduğu bir film bile var. Aynısını diğer atasözüne uygulayalım. Su kıtlığının yaşandığı bir dünyada her damlanın önem taşıdığını düşünelim. Herkes maaşlarını damlalarla alıyor olsun. Bir kova suya sahip olanların zengin sayılması kulağa ilginç geliyor. İnsanların bu kıtlığa göre evrim geçirmesi, farklı yollar araması merak uyandırıcı özellikler taşıyabilir. Su yerine geçecek bir alternatifin oluşması düşüncesi de öyle.


Herkes yalnızca yorganının boyu kadar yaşayabilse çok ilginç olmaz mıydı? Böyle bir dünyada dokumacılar, insan ömrünü belirleyen en güçlü kişiler hâline gelebilirdi. “Laf taşımak” deyimini fiziksel olarak ele alalım. Çantanıza koyabildiğiniz sözcük ve cümleler kadar konuşabildiğinizi düşünün. Bazı soruların cevabı olmazdı. Bazı sorular olmazdı.


6. İstisna

Öykünüzde herkesin sahip olduğu veya maruz kaldığı ortak bir özellik belirleyin. Olumlu ya da olumsuz algısını siz belirleyin. Zira istisna olmak her zaman avantaj olarak görülmeyebilir. Ana karakteriniz ise bunlardan yoksun (ya da tersi olarak sahip) kabul edilsin. İstisna kişi olarak o yer alsın. Bu durumda nasıl bir öykü yazılabilir düşünün.


Herkesin ölümsüz olduğu ancak tek bir kişinin yaşlandığı bir dünya… Ona acıyanlar olur mu? Kutsal mı görürler? Tapınırlar mı? Tiksinirler mi?


Herkesin geleceği görebildiği fakat geçmişi kısa sürede unuttuğu bir dünyada, yalnızca bir kişi geleceği göremesin. Buna karşılık geçmişi eksiksiz hatırlayabilsin. Uygarlığın tarihini yazan yegâne kişi hâline gelsin. Tarihçesini tamamlayıp tamamlayamayacağını öngörememesi onu paranoyaya sürükler miydi?


7. Tarihin farklı yüzü

Bu da bana ilginç gelen fikirlerden biri. Bu yöntemden hareketle bir seri oluşturma planım bile vardı. Tarihteki önemli anları düşünün. Belki sizi içine çeken bir olay ya da araştırırken çok ilginç bulduğunuz bir diğeri. Şimdi oradaki ana karakterleri düşünün.


Mesela bir icadın peşinde koşuyor olsun. Ancak öykünün merkezine mucidi değil, onun yardımcısını yerleştirin. İcadın gelişimini onun gözünden izlerken mucidin kişiliğini ve değişimini de dışarıdan anlatın. Onun duygu durumunu dışarıdan bir göz olarak anlatın. Mucidin bile göremediklerini aktarın. Bir savaş meydanı düşünün. Oradaki general olmayın, savaş esiri konumuna gelin. Karşı tarafı içeriden gözlemleyin.


Bunun gerçek tarihle sınırlı kalması da gerekmez. Kurgusal bir dünyanın dönüm noktalarını, olayın merkezindeki kişi yerine tanığı üzerinden anlatabilirsiniz. Mesela klonlanan ilk bireyin davasında yargıç olun ve birbirlerini suçladıkları davada hangisinin hukuken “asıl kişi” olduğuna karar verin.


8. Klasik tablolar

Son maddede, bu yazıyı kaleme almama asıl sebep olan yönteme geldik. Bu yöntem, yukarıdakilerden epey farklı. Biz ise edebiyat topluluğumuzda her ay buna dayanan bir etkinlik gerçekleştiriyoruz.


Bir tablo belirliyoruz ve ondan esinlendiklerimiz doğrultusunda öyküler yazıyoruz. Bu, müzeye gidip bir eserin karşısında durarak onun üzerine düşünmeye benziyor. Eserin sizde uyandırdığı duygular size özgüdür. Ona bakınca ilham alabilirsiniz. Size yaptığı çağrışımlarla beraber öykü yazmayı deneyin. Bana kalırsa çok eğlenceli.


Buradaki en güzel avantaj ise aslında sizin hâli hazırda bir sanat çıktısına bakıyor olmanız. Yani elinizde tamamlanmış bir görsel var. O görsel, sizde uyandırdığı çağrışımlar ölçüsünde zaten bir öykü taşıyor. Bu, ilk bakışta anlaşılan bir şey olabilir. Bazen tersi olur, uzun uzun bakarsınız. Tabloyu hayal gücünüzde yeniden çizin. Ya da tabloyu aynı bırakın ama renklerini, ögelerini konuşturun. Onun arka plan yazarı olun. Öyle bir öykü kurun ki tablo, sanki onun üzerine sonradan çizilmiş gibi görünsün. Bu harika bir his bence.


Bakın tablo örneğimizde tema var, konu var, biçim var, belki de öykü anlatmaya yardımcı ögeler var. Size düşen, kendinizi tablonun çağrışımlarına bırakmak. Bir de tablo hakkında araştırma yaptığınızda, eserin tarihsel veya simgesel ayrıntılarını kurgunuza katabilirsiniz. Böylece yöntem yalnızca yaratıcı değil, öğretici bir nitelik de kazanır.


Aynı yöntem bir şarkıdan, bir heykelden, bir mimari yapıdan, bir marangozun işçiliğinden hareketle de uygulanabilir.



Öykü yazmak akılda başlıyor. Düşünce deneyleri zevk verse de kâğıda dökmek her daim kolay olmayabiliyor. Bu yüzden zihni fikir üretmeye alıştırmak, kullanılmadıkça körelen bir kası çalıştırmak gibidir. Bu tür fikirler aklınıza geldikçe onları bir yere not alın. Klişe olup olmadığına bakmayın. Ardından, istediğiniz ölçüde ayrıntılandırın. İsterseniz yüz ila iki yüz sözcük kadar yazın ki öykünün gidişatı kafanızda yer etsin. Çünkü bir fikrin ilk doğduğu anda verdiği hissi unutmak son derece sinir bozucudur. Yeni fikirlerin kaynağı yine zihninizde. Yeni fikirlerin ne zaman geleceğini bilemeyiz. Fakat zihnimizi bu tür alıştırmalara açarak gelişlerini hızlandırabiliriz.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page