top of page

Okuma Hakkının Sınırında

6 hours ago
3 min read

Bir kitabı reddetmekle onu hiç okuyamamak arasındaki fark


Bu hafta, 4–10 Ekim tarihleri arasında “Banned Books Week”, yani Yasaklı Kitaplar Haftası düzenleniyor. Amerikan Kütüphane Derneği'nin 1982'de başlattığı bu hafta, kitaplara uygulanan sansür ve okuma özgürlüğü üzerine düşünmek için bir vesile olarak ortaya çıkmıştı. Bu yılın teması da “Let Books Be. Protect the Freedom to Read.” ALA'nın (American Library Association) 150. kuruluş yılına denk gelen bu haftada, 1990–2025 arasında en çok itiraz edilen 150 kitabın listesi de yayımlandı. Listede güncel kitapların yanında Bülbülü Öldürmek ve Fareler ve İnsanlar gibi artık edebiyat tarihinde yerini almış eserler de bulunuyor.


Bu konuyu düşündüğümde akla gelen ilk şey, bir kitabın neden yasaklanacağı oluyor. Fakat üstünde durunca bir kitabı yasaklamanın tam olarak neyi yasakladığını sorgulamaya başlıyorum: Kitabın kendisini mi, içindeki düşünceyi mi, yoksa o düşünceyle karşılaşma ihtimalimizi mi?


Bir kitabın yasaklanması, metnin kendisini değiştirmiyor. Kitabın sayfalarındaki cümleler aynı yerde duruyor, karakterler aynı şeyleri yaşamaya devam ediyor, yazarın ortaya koyduğu düşünceler ortadan kalkmıyor. Değişen şey, bizim o kitaba ulaşabilme biçimimiz oluyor. Bir kitabın ne anlattığını düşünürken yasaklandığını öğrendiğimizde ise bu defa ister istemez neden yasaklandığını merak ediyoruz.


Böylece “yasaklı” sözcüğünün kendisi bile kitabın algısını değiştirebiliyor. Normalde hiç ilgimizi çekmeyecek bir kitabı, yasaklandığını öğrendiğimizde merak etmeye başlayabiliyoruz. Bir yerde bulunmayan, ulaşılması zorlaştırılan veya hakkında konuşulması sakıncalı görülen şeyin dikkatimizi çekmesi çok da şaşırtıcı değil. Fakat hemen burada soralım: Bir kitabı yalnızca yasaklandığı için merak etmek, onun gerçekten iyi veya önemli bir kitap olduğunu gösterir mi? Elbette hayır. Bir kitabın yasaklanmış olması onu otomatik olarak iyi bir edebiyat eseri, doğru fikirlerin savunucusu veya okunması gereken bir başyapıt yapmıyor. Öte yandan şunu da biliyoruz ki çok kötü bulduğumuz bir kitabın bile okunabilmesini savunabiliriz.


Photo by Jason Leung on Unsplash
Photo by Jason Leung on Unsplash

Bir kitabın okunabilme hakkını savunmak, kitabın söylediklerini savunmak anlamına gelmiyor. Bir metne katılmayabilir, onu saçma bulabilir, rahatsız edici olduğunu düşünebilir veya kimsenin okumasını tavsiye etmeyebiliriz. Bunların hepsi okur olarak bizim alabileceğimiz kararlar. Fakat kitabın ortadan kaldırılmasıyla birlikte bizim karar verme imkânımız da ortadan kalkıyor. Yasakların sorunlu kısmı da burada: Okurun seçim özgürlüğünün hiçe sayılması. Bir kitabın kötü olduğunu söyleyebilmek için bile onu okuyabilme imkânına sahip olmamız gerekmiyor mu?


Bu yüzden yasaklı kitaplar meselesini yalnızca “hangi kitaplar yasaklandı?” diye düşünmek biraz eksik kalıyor. Çünkü bir kitabın yasaklanması, o kitabın içeriğinden çok daha geniş bir meseleye dönüşüyor. Okurun hangi kitaplarla karşılaşabileceğine ve neyi okuyup neyi okuyamayacağına başka birilerinin karar vermesi anlamına geliyor. Elbette özellikle çocuklar söz konusu olduğunda yaşa uygunluk, eğitim ortamı ve ebeveyn sorumluluğu gibi ayrıca tartışılması gereken konular var. Buna değer veriyorum ve açıkçası kendi açımdan düşündüğümde daha da temkinli davranabileceğimi düşünüyorum. Fakat bunlarla bir kitabın sırf içerdiği fikirlerden dolayı erişimden kaldırılması aynı şey değil. Okumayı bırakmak, tavsiye etmemek veya yermek gibi kararlar bize ait. Başkası bizim yerimize karar verdiğinde ise ortada başka bir mesele var. Çocuklarla ilgili örnekte ise ebeveynlerin onların adına seçimde bulunması farklı bir durum çünkü çocukların her içeriği aynı şekilde değerlendirebilecek yaşta olması beklenemez.


Türkiye'de ise bu konuda farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz. Ülkemizde yasaklanmış bütün kitapları bir araya getiren güncel ve eksiksiz bir liste bulunmuyor. Türkiye Yayıncılar Birliği'nin Sıkça Sorulan Sorular bölümünün 23. maddesinde de belirtildiği üzere, kitap yasaklarının yerel mahkeme kararlarına dayanması ve tüm kararların takip edilememesi nedeniyle Türkiye çapında bütün yasaklı kitapları kapsayan tek bir liste bulunmuyor. Birlik bunun yerine Yayınlama Özgürlüğü Raporları'na yönlendiriyor.


Bu nedenle “yasaklı kitaplar” deyince yalnızca raflardan kaldırılmış kitapları düşünmemek gerekiyor. Bir kitabın toplatılması, satışının engellenmesi, erişiminin kısıtlanması veya hakkında soruşturma açılması gibi farklı durumlar da aynı tartışmanın içine giriyor. Dolayısıyla elimizde tek ve kesin bir liste olmadığında, meselenin kendisi biraz daha görünür hâle geliyor: Bir kitabın okura ulaşmasını engelleyen sınır tam olarak nerede başlıyor?


Elbette kitaplarla ilgili her sınırlandırmayı da doğrudan yasaklama olarak görmek gerekmiyor. Yaş sınırı, içerik uyarısı veya ebeveynin çocuğu için yaptığı bir seçim başka bir şey; bir eserin erişimden kaldırılması başka bir şey. İlkinde eser tamamen ortadan kaldırılmıyor; okura veya ebeveyne bir değerlendirme ve tercih alanı bırakılıyor. Kişi, karşısındaki eseri kendi değerlendirmesine göre okuyup okumamaya karar verebiliyor. Şüphesiz, bunun da sınırları üzerine ayrıca düşünmek gerekiyor. Örneğin açıkça terör propagandası yapan veya insanları şiddete yönlendiren bir yayının hiçbir koşul olmadan herkesin karşısına çıkarılmasıyla bir romanın rahatsız edici bir fikir içerdiği için erişimden kaldırılması aynı şey değil. Devletin böyle bir içeriğin yayılmasını engellemesi ile o içeriğin varlığını, nasıl yayıldığını ve hangi gerekçelerle sınırlandırıldığını belgelemek ise yine birbirinden farklı meseleler. Bir eserin zorla dağıtılması, okunmasının dikte edilmesi veya insanlara dayatılması da elbette savunulacak şeyler değil. Önemli olan, bütün bu durumları aynı kefeye koymadan değerlendirebilmek ve okurun tercih alanını gereksiz yere ortadan kaldırmamak.


Belki “Yasaklı Kitaplar Haftası”nın asıl hatırlattığı şey de bu kadar basit: Okumak, yalnızca sevdiğimiz şeylere ulaşmak demek değil. Hoşumuza gitmeyen, katılmadığımız veya bize ters gelen şeylerle karşılaşma ihtimalini de içeriyor. Bir kitabın özgürlüğünü savunmak biraz da bu ihtimali korumak anlamına geliyor. Çünkü bir kitabı okuyup reddetmek bizim kararımız olabilir. Ama hiç okuyamamak, başka birinin verdiği karar oluyor.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page