top of page

Poetcore: Edebiyatın Görsel Hali

  • 12 hours ago
  • 5 min read

Eski Tarzın Dijital Estetiği


Bir zamanlar yazar olmak, kişinin iç dünyasının da derinleşmesi anlamına gelirdi. Yani bu bir meslekten ya da gösterişten ziyade bir yaşam tarzı, bir ruh haliydi. Bunu eski dönem yazarların çeşitli tür ve edebi biçimde eser vermek için yıllarını harcamasına, edebi cemiyetler oluşturmasına ya da hayatının her yerine nükseden tavırlarıyla görebiliyoruz. Günümüzde bunun böyle olmadığı apaçık ortada. Hızlı hayatın aynı hızdaki değişimi farklı akımları ve tarzları da beraberinde getiriyor. Son yıllarda kendini gösteren bir tanesine denk gelince merak ettim ve araştırınca paylaşmak istedim: “Poetcore”.


Sosyal medya etiketlerinde ya da (benim de denk geldiğim üzere) Pinterest gibi görsel anlamda zengin sitelerde “core” kavramına mutlaka denk gelmişsinizdir. Edebiyattaki “punk” gibi, bahsedilen konuya ait içeriği ifade eden bir son ek bu. Elbette buradaki ek, bürünülen karakteri, yaşam tarzını ve giyim kuşamı daha çok ilgilendiriyor. Bu bağlamda poetcore da şairane tarzı içeren akımı ele alıyor. Tabii şairane olmak, davranmak, yaşamak, giyinmek ne demekse artık. Bahsettiğimiz eski yazarlarla ne derece bağı vardır, orası da ayrı bir soru işareti. Şimdi okudukça beraber düşünelim


O halde sorulardan biri şu: “Bu da neyin nesi ve neden popüler olmaya başladı?”


Anladığım kadarıyla edebi eylemin, özellikle okumanın, sosyal medyada gün geçtikçe yükselişi bunun esas nedeni. Burada gelişen edebiyatın kendi mi, o da ayrı bir soru. Eski yazılarımda ara sıra bahsi geçen “BookTok” gibi sosyal medya tabanlı içerik paylaşımlarının buna katkısının büyük olduğunu düşünüyorum. Yani aslında sırf metinsel anlamda bir popülerlik değil daha ziyade görsel olarak dikkat çekici bir hal almışa benziyor.


Kıyafet seçimleri (yün hırkalar, boğazlı kazaklar, konforlu vintage ya da retro tarzda giysiler), bunların renkleri (daha soluk, krem, kahverengi, siyah, nostaljik tonlar) ya da ilgili aksesuarları (parşömen, dolmakalem, daktilo, postacı çantası) daha çok kitap dükkanlarıyla haşır neşir olan, kendi halinde ve sakin kişilere özgü görünüyor. Sadece okumak ya da yazmakla uğraşmak isteyen, duygusal ve biraz içe dönük, kütüphane sessizliğini seven, organik yaşamdan yana olmaya çalışan kişilerin tarzına uygun olduğunu okudum.


“Lesende junge Frau”, 1904, Caspar Ritter - Kaynak
“Lesende junge Frau”, 1904, Caspar Ritter - Kaynak

Tamam, dönemler farklı tarzları doğurur, bu gayet anlaşılır. Ama biri (bu bağlamda poetcore) diğerinin önüne nasıl geçebiliyor? Bu soruyu sormadan önce, bunu benimseyenlerin kişiliklerini ve dönemin getirdiği şartları düşünmek gerekiyor.


Okuduğuma göre poetcore 2024-2025 döneminde adından söz ettirmeye başlamış. Sizi bilmem ama muhtemelen diğer tarzların baskınlığı yüzünden yeni fark ettim. Bu akımın özellikle içe dönük kişilere yakın geldiğini düşünüyorum. Pandemi döneminde hepimiz bireyselliğimizi dibine kadar yaşadık. Kendimizle baş başa kalmanın ne demek olduğunu tattık. Bu süreçte yeni hobiler edindik, becerilerimizi sınadık, çabaladık. İçeride tıkılıp kaldığımız o günlerde bizi dışarıya çıkaracak iki önemli etmen vardı: Sosyal medya ve kitaplar. Sanırım kitap okuyanların sayısı burada daha çok öne çıktı. Bu da sosyal medyada edebiyat temelli içeriklerin (BookTok gibi) ve kitap kulüplerinin artışına ön ayak oldu. Kısacası, küresel hapis sürecinden sonra poetcore’un boy göstermesi mantıklı bir noktaya oturuyor.



Dikkatimi çeken bir diğer unsur da elbette bu kişilerin yaşları ve ait oldukları(?) nesil grupları.


Herhangi bir sosyal medya akımının yaş aralığı gözünüze çarpmıştır. Genele hitap edenlerin aksine kullanıcı kitlesinin çoğunluğunu oluşturduğunu kavradığım (tahmin etmekten öte kişisel hesaplarımın istatistikleri de bunu netleştiriyor) 25-34 yaş aralığının etkili olduğunu görüyorum. Yani evet, aslında şu anda sosyal medyayı çekip çeviren bir yaş aralığı var. Bu yaş gruplarının dışındaki çoğunluk da (bu kısım biraz daha tahmini ama) bu kişilerin içeriklerini tüketiyor ya da onlara maruz kalıyor.


Buradan varmak istediğim nokta ise şu: 90’larda doğanlar ve sonraki nesiller bunu (ve alakalı popüler girişimleri) benimsemeye çok yatkın. Peki neden olabilir bu? Okumak ve yazmak tek bahane olmamalı. Diğer bir algı da bence geçmişe dönüklük ihtiyacının karşılanması. Poetcore’da giyim tarzının daha eski olduğunu belirtmiştik. İkinci el eşya furyası vardı, hatırlarsınız. Bu tam olarak öyle olmasa da, kendinden önceki neslin yaşam tarzında var olan estetik algıyı benimsemek daha doğru bir tanımlama olacaktır. Renkler, aksesuarlar ya da tavırlar (yani ”rol yapmak” ama başka bir konuya geçmemek için burada kesiyorum) da yine buna uygun olacaktır.


Düşünecek olursak biz 90’lar çocukları, geleceği keşfetme arzusuyla dolup taşmış bir dünyaya doğduk. Robotlar her evde olacaktı, milenyum bir dönüm noktasıydı… Teknolojik aletler de hep böyle pazarlandı, bir çılgınlık vardı adeta. Reklamlar ve ürünler hep o çağın da ötesindeymişçesine sihir doluydu. Şimdilerde ise hepimiz, bize bahsedilen bu geleceğin esasında hiç de öyle olmadığını sadece anladığımız değil, aynı zamanda açık açık gördüğümüz, deneyimlediğimiz yaşlarda ve dönemlerdeyiz. Buna doyduk. Aksine teknoloji (mesela bugünlerde yapay zekâdan gitgide nefret edilmesi ki bu da ayrı bir konu) hiç olmadığı kadar önemsiz bir boyut kazandı. Devrim niteliğindeki gelişmeler basitleşti ya da basit olanlar hayasızca pazarlanarak işin gerçek boyutu ortaya çıktıkça değersizleşti. Bizim için durum bu.


Devamında gelen nesli düşünecek olursak genel anlamda dijitale yatkın bir çağda doğdular ve onlar için gelecek pazarlaması daha hafif kaldı. O sürece geç kaldılar açıkçası. Bizler kendimizi uzay mekiklerinin içinde zannederek oyunlar oynadık, filmler izledik ancak onların hayal kuracakları bir pazarlama yaratılmadı. En azından ağırlık verilen pazarlama bu değildi. Bunun için yeni bir yapaylık oluşturuldu ki o da dönemsel olarak bize dayatılan saçma sapan ideolojiler ile sağlanıyor. Bu durumda, sonrasında gelen bu nesil ne yaptı? Bir kısmı buna uyum sağladı çünkü kendini tanıması ve kişiliğini oturtmak için deneyim kazanmalıydı; bir kısmı da vaat edilmemiş geleceğin aksi yönüne, geçmişteki hayata ve tarzına âşık oldu. Bu da doyumsuz görünümlü dijital çağın yorgunluğunu hatırlatırken fiziksel işlerin (el emeğinin) ve/veya alakalı “core”ların albenisini artırdı. Tıpkı köy hayatından kaçış için çabalamak, bireyselliği tekrardan ele almak, emek vererek ve işe yarar hissederek yaşamayı istemek gibi.



Hepimiz kusursuzluğun değil, hatanın, insani yapının öne çıktığı bir yaşantıya kavuşma arzusuyla dolduk. Yazmak ve okumak bu bağlamda en doyurucu iki eylem. İkisi de zaman alan, anlayış ve bilgi birikimi gerektiren, tecrübe isteyen aksiyonlar. Hızlı yaşayan birinin elinde sürekli telefon olması ve en son ne zaman kitap okuduğunu hatırlayamamasının nedenlerinden biri de bu elbette. “O kitabın filmini izledim,” duyabileceğimiz en iyi ihtimal olacaktır. Ki dikkat ederseniz eski dönem edebiyatının uyarlamaları da arttı. Zıtlık taşıyan noktası, hem yeni (saçma sapan) ideolojilerin dayatılması hem de hasret duyulan geçmişin estetizmini hatırlatması, gözler önüne sermesi.


Dürüst olmak gerekirse bu tarzın ne kadar benimseneceğini bilemem çünkü biraz emek isteyecek gibi görünüyor. Gününü sürekli sosyal medyada geçiren (tabiri caizse bir mekân olarak belleyip orada sabahlayan) kişiler bunu ne derece içselleştirebilir, bu kısım şüpheli. Zira bu akımın en önemli özelliği (aynı zamanda çelişkili yanı) ekran önünden olabildiğince ayrılmak, şiirlere ve kalemlere daha fazla tutunmak, bilgiye sarılıp yapaylıktan sıyrılmaksa çoğunluğun uyum sağlayabileceğini sanmıyorum. Yoksa bunun gösterişini nerede yapabilirler? Öte yandan, bu kişilerin arasından eski şair ve yazarlarımızın yerini dolduran kişilerin çıkacağını düşünmek bile güç.


Bu işin edebi kısmıydı tabii. Estetik kısmı da bir o kadar eleştiriye açık görünüyor. Çünkü eminiz ki, diğer akımlarda da olduğu gibi, bu yan abartılarak yine sosyal medya beğenileri toplamak için yarışılacaktır. Büyük çoğunluk bunu kişiliğinin parçası olarak benimsemeye (ya da gerçekten kişiliğinde varsa bile bu akımla beraber dışa vurmaya çekinecek) tenezzül etmeyecektir. Gelip geçici bir moda, gönderilere eklenen birkaç etiket, akıma ait filtreler, süslü cümleler, markası öne çıkarılan gösterişli bir iki aksesuar ve “ben zaten hep poetcore hissini içimde taşıyordum” yorumları ile sınırlı kalır mı dersiniz? Malum, uygulayanların sayısı çoğaldıkça bunu layıkıyla yaşayanların değersizleşmesi de cabası. Kurunun yanında yaş da damgalanırken hızlı bir heves olarak bizleri teğet geçer mi acaba? Hep birlikte sosyal medyanın zarlarını nasıl attığını göreceğiz.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page