top of page

Sinemanın Tekrar Hastalığı ve Kaçınılmaz Çöküşü

  • Writer: Sarnav
    Sarnav
  • 1 day ago
  • 7 min read

Sinemaya en son ne zaman gittiniz bilemem ama birçoğumuzun uzun süredir şans vermediğini tahmin ediyorum. Bildiğimiz gibi çevrim içi dünyanın hızı ve ucuzluğunun yanı sıra ev ortamının konforu, sinema konseptini rafa kaldıralı epey oldu. Yine de düşününce asıl sebep, beyaz perdeye yansıyanların ta kendisi. İlgi çekici yanı olmayıp türlü siyasi propagandaların esiri olan eserler artık geniş kitlelere hitap etmiyor, eskisi gibi ağına düşüremiyor. Buradaki sorunun kaynağının da kişisel nedenlerle sınırlı olmayıp, üretici bazında da vuku bulduğunu görebiliyoruz.


Yıllar önce filmleri üstünkörü biçimde inceleme kararı almıştım. Bahsettiğim konuyla ilgili olarak problemin dallanıp budaklandığını gördüm. Aslında özellikle son on senedir sinemada yer bulan filmler arasından (bence) rahatlıkla söyleyebileceğim üzere, kalite düşüşü gözler önünde. Yine de bunu bir film eleştirmeni ya da akademik bilgi birikimim olmadan söylediğimi hatırlatayım.


Süregiden bu gözlemlerim sonucunda filmleri kafamda birçok bölüme ayırdım. İyi sayılabilecek ve genel izleyici kitlesinin takdirini o ya da bu şekilde kazanmış filmler var evet. Ancak kötü filmler kendi alt kategorilerine ayrılıyor bu noktada: Yeniden çevrimler (remake) ve devam filmleri (sequels). Tamam, ağzımdaki baklayı nihayet çıkardığıma göre konuşalım.


Merak ettiğimden son on sene içinde görece yetersiz sayılabilecek (en azından buna değer verenlerin ya da dikkat edip de seyredenlerin öncelikli tercihlerinden biri olmayacak) puana sahip bazı filmlere hızlıca göz attım. Çok geçmeden bunlar arasından konum hakkında örneğini verebileceğim bazılarına rast geldim.


Photo by Rudy Dong on Unsplash


Öncelikle onlara IMDb oylama ve puanlamalarıyla göz atalım:


2016: Ben-Hur (49 bin oylama ile 5.7 puan)

Dünya tarihinde tek bir filmle en çok Oscar ödülü kazanan (11 ödül) üç adet film var: 2003 yapımı Yüzüklerin Efendisi: Kralın Dönüşü, 1997 yapımı Titanic ve 1959 yapımı Ben-Hur. Ve bu filmi yeniden yapma gereği duymuşlar.


2017: Transformers: The Last Knight (184 bin oylama ile 5.2 puan)

Bu film için şunu diyebilirim ki, Transformers serisinin küçüklüğümden beri seven biri olarak bu filmi ilk defa duyuyorum. İki buçuk saatlik bir yapımmış bir de. İlk film ne şahaneydi hâlbuki.


2018: Solo: A Star Wars Story (405 bin oylama ile 6.9 puan)

Han Solo, kalıplaşmış bir Yıldız Savaşları serisi karakteridir. Ona özel yapılan 2 saat 15 dakikalık bu film için aşırı bir ön heyecanın olduğunu hatırlıyorum. Birkaç gün sonrasında ise konuşulduğunu pek duymadım. Tüketildi ve bitti.


2019: X-Men: Dark Phoenix (225 bin oylama ile 5.7 puan)

Aynı bahaneyi sunmak istemiyorum ama bu filmi de duymadım. Hepsi oyunlarını oynadığım, çizgi filmlerini izlediğim yapımlar aslında ama hem sürüsüne bereket oluşları hem de onlarca film arasında kaybolup gidişleri bu bilinmezliği açıklıyor bana kalırsa.


2020: Wonder Woman 1984 (309 bin oylama ile 5.3 puan)

Bir ara çok hızla moda haline geldi ve kadınların cesur ve güçlü olabileceği düşüncesiyle (sanki kadınların buna ihtiyacı varmış gibi) simge haline sokularak reklamlaştırıldı. Bu yüzden furyası da rüzgar gibi geçti gitti. İlk filmini sinemada izleyip ortalama bulmuştum. Sonrasında (kaç tane varsa artık) izlemek içimden gelmedi bile.


2021: Space Jam: A New Legacy (86 bin oylama ile 4.5 puan)

Ah Michael Jordan ah. Harika bir eserdi ilk film. Çocukken şaşıp kalmış ve “bunu nasıl yapmışlar ya” diye hayranlıkla izlemiştik. Şimdi esamisi okunur durumda değil.


2022: Lightyear (135 bin oylama ile 6.1 puan)

Hangi Lightyear? Buzz Lightyear. Oyuncak Hikayesi’ndeki Woody’nin düşman-arkadaşı olan. “Çok sevildiyse neden filmi olmasın ki,” kurbanlarından o da listeye giriyor.


2023: The Marvels (160 bin oylama ile 5.5 puan)

Deli gibi reklamı yapılanlardan biri daha. En çok sevilmeyen filmlerden biri olmuştu o sene hâlbuki. Şişirilmiş kampanyalar insanlara cazip gelmiyor hâlâ, Marvel ekibi şunu anlamadı gitti. Kadroya hiç girmeyeceğim zaten. Bu seneye eklemeye yapacak olursak bir diğer merakla beklenen film de Indiana Jones and the Dial of Destiny. 229 bin oylama ile 6.5 puan aldı. Harrison Ford yıllar sonra oynama kararı almıştı ve muhteşem olacağı her yerde duyuruldu ama bu kadarıyla kaldı.


2024: Joker: Folie à Deux (178 bin oylama ile 5.2 puan)

Joker hakkında yorum yapmaya bile gerek yok. Kendisi kadar deli bir reklamı oldu. Her yerde ama her yerde Joker ile ilgili haberler, yorumlar ve memeler çıktı. Öyle ki ilk film 1.7 milyon kişinin oylamasıyla 8.3 puan alarak ortalığı yıktı geçti. Fakat nasibi zorlananlarda bu sene Joker’in ikinci filmi vardı. Olduğuyla kaldı. Lady Gaga, sen de zorlama artık. Şarkıcıların illa bir iki filmde yer alma hastalığı kısa sürer umarım. En azından yan rol alıp ana aktör/aktris rolüne soyunmasalar keşke.


2025: Snow White (393 bin oylama ile 2.2 puan)

Zurnanın zırt dediği yerdeyiz. Geçen senenin birincisi geldi. Tüm zamanların da en kötülerinden biri olsa gerek. Peki neden? Şunu duymanız yeterli: Snow White, yani kelimenin tam anlamıyla kar beyaz olarak adlandırılan ana karakter “kar beyaz” değil. Azınlıkların gönlünü yapmak için eğilip bükülenlerin sonucunda 2.2 olarak hak ettiklerini aldılar. Hatta bunu yazarken fark ettim ki IMDb sitesi bu filmin oylamaları için, “Derecelendirme mekanizmamız bu başlıkta olağandışı oy verme etkinliği tespit etti,” gibi kahkaha attıran bir açıklama eklemiş. Alışkın değiller on binlerce 1 puan verilmesine tabi. Unutmadan, hakkında güzel memeler de çıktı geçen sene.


Snow White and the Seven Dwarfs (1937) (Kaynak) - Snow White and the Huntsman (2012) (Kaynak) - Snow White (2025) (Kaynak) / Sinema filtrelerinin koyulaşmasına ve güzelleşmesine bir örnek. Kar yerine kül yağıyormuş demek.


Peki neler oluyor ona gelelim şimdi de.


Film sektörü çırpınış halinde. Başlangıçta bahsettiğimiz sebeplerden ötürü insanlar sinemaya gitmiyor dedik. O halde onları sinemaya ya da en azından çekilen filmleri kesinlikle izlemeye yönlendirmeleri gerekiyor. Bunu nasıl sağlayacaklar? Birkaç yöntemi var, yukarıdaki örnekleri de anlaşılması açısından verdim.


  • Başarılı olan serilere odaklanmak bunların başında geliyor. Eğer bir film sevildiyse devamı (Transformers, Wonder Woman, Joker ya da örneklerin arasında olmayan Gladiator) yapılıyor.

  • Seri olarak mevcutsa, (Marvel filmleri ya da örneklerin arasında olmayan Harry Potter serisi devam filmleri gibi) tamamlanıyor.

  • Seri bitmişse, yapım içindeki karakter adına özel filmler (Han Solo, Buzz Lightyear, X-Men karakterleri) hazırlanıyor.


Böylece üretimler için her zamankinden fazla emek sarf edilmiyor çünkü ortada zaten bir marka, bir isim, bir reklam mevcut. Yenisini tasarlamıyorlar, var olanı tıpkı bir dizi gibi devam ediyorlar. Bu kötü mü peki? Esasında hayır. Alternatif öyküler (ister yeniden çevrim ister devam filmi niteliğinde) kimi zaman ilgi çeker. Ancak bunun sinema sektörünün yeni normali haline gelmesi aslında seyirciyi düşünerek değil ceplerini düşünerek hareket ettiklerini belirgin biçimde gösteriyor.


Öte yandan yeniden çevrimler var. Başlangıçta çarpıcı bir örnek verip Ben-Hur’u gösterdik. Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin baştan çekildiğini hayal edebiliyor musunuz? Bunun için kahin olmaya gerek yok ama yerin dibine sokulur. Halihazırda sevilen, izleyenlerin geçmişinde tatlı anılar bırakan ve artık birer kült olmuş yapımları (şimdi burasının altını çizerek söylüyorum) yeni jenerasyonlara ve yeni trendlere (çeşitli saçma sapan ideolojik takıntılara ve mızmız azınlıklara) uyarlayarak bir kazanç elde etme derdindeler. Bu, üstte bahsettiğimizden bile net ve gayet iğreti bir hamle.


Space Jam’in bu filmi, çocukluğumuzun ruhuna erişemediği, Snow White ise belli bir gruba yaranmak için aptal oyuncu seçimlerine giriştiği için bu haldeler. Ve maalesef bu durum çok sık yaşanıyor. Hollywood’daki çoğu film için geçerli olmak üzere, belli etnisiteden oyuncuların bulunması için bir kota mekanizması var, belki duymuşsunuzdur.


Disney “biteli” yıllar oluyor, arada tek tük iyi yapımı çıkıyor. Örnek verecek olursak benzer bir durum 2023 yapımı The Little Mermaid ile de gerçekleşti. 177 bin oylama ile 7.2 puan aldığı görüntülense de, aynı komik durum burada da yer alıyor. “Derecelendirme mekanizmamız bu başlıkta olağandışı oy kullanma faaliyeti tespit etmiştir. Derecelendirme sistemimizin güvenilirliğini korumak için alternatif bir ağırlık hesaplaması uygulanmıştır.” Eğer sen bembeyaz Ariel’i simsiyah yaparsan olacağı budur. Unutmayın, bu kafa yapısındaki üreticilerin hiçbiri sizin neyi seveceğinizi düşünerek hareket etmiyor.


The Little Mermaid (1989) (Kaynak) - The Little Mermaid (2023) (Kaynak) - Ariel in the Little Mermaid: Songs from the Crystal Cavern (Kaynak) / Ekolojik denge bozulup okyanuslar kirlenince Ariel. Demek en başından beri verilmek istenen mesaj buymuş! Bravo!


Bu sene bizleri neler bekliyor?


Gözüme takılan çok fazla devam filmi mevcut. Umuyorum ki, bunların arasından gerçekten, yapılmış için yapılan filmler değil de seyre doyarak izlediklerimiz çıkar. Fakat bu, yine de konunun özündeki gerçekliği değiştirmiyor. “Oyuncak Hikayesi 5”, “Minions 3”, “Korkunç Bir Film 6” ve “Şeytan Marka Giyer 2” bu sene vizyona gireceğini okuduğum devam filmlerinden bazıları. Daha fazlasını ya da yeniden çevrimlerden bu sene yayımlanacak örnekleri biliyorsanız yorumlarda paylaşabilirsiniz.



Şunu hepimizin hatırlaması lazım: Bizler birey olarak satın aldığımız hizmet karşılığında, doğal olarak, en iyisini bekleriz. Birinde bulamazsak diğerini tercih etme şansımız vardır. Bu bir seçenektir. Yine de, tekelleşen sektörler bu seçeneğimizi de elimizden alır ve bizi eldeki hizmete zorunlu kılar. Tüketici velinimettir algısı bu gibi yapılanmalarda yoktur.


Tekelleşme barbarca (medeniyet rekabet ile gelişimi ister), insafsızca (diğerlerinin aynı işi yapmasını engellemek için “gereken” neyse uygulayanların kişilikleri şüphelidir), ahlaksızca (sizi bile isteye kendilerine razı edip üstüne üstlük istenileni sunmamayı tercih ederler) ve ikiyüzlü (iyi niyet ve sloganlarla başlayan serüvende kişinin/kurumun gerçek doğasını gösterir) bir harekettir.


Bunlardan ötürü bilinçli tüketici kavramı tekrar gün yüzüne çıkıyor. Her filmi izlemek zorunda değiliz inanın. Seçim yapma şansımız her zaman var. Çok istiyorsak korsan sitelerden izleyebiliriz. Korkmayın, üretenler de oyuncular da parasını alıyor. Bizim onları düşündüğümüz kadar düşünmüyorlar bunu. Kaldı ki bu hamle bile kendileri için bir reklam niteliği taşıyor aslında.


Sadece kendi düşünce yapımıza değil, genel mantığa uymayan yapımları taşlamaktan çekinmemeliyiz. Elbette bunu yaparken birisiyle atışmaya gerek yok. Ancak o filmin bahsi geçtiğinde yerin dibine sokabiliriz. Aklımızla dalga geçen insanları umursuyor muyuz? O halde bu şirketlerin ahmaklıklarına da aynı şekilde davranmamamız için hiçbir sebep yok. Ya hakkındaki olumlu yorumları umursamayız ya da içimizden geldiğince eleştiririz. Bu türden filmler üstünde konuşmak konuyu politik bir yöne çekeceğinden burada kesiyorum ama ilgili olanlar arkada yatan nedeni zaten anladı.


Photo by Venti Views on Unsplash



Sözün özü, yeniden çevrim ve devam filmleri her zaman olacaklar. Bunların aynı tadı vermeyeceği büyük oranda bellidir. Ancak amacın ne olduğunu fark ederek hareket etmek bilinçli izleyici olmamızı sağlar. Yeniden çevrimler, adı üstünde, ilk filmden kopuk hareket edemezler. Uyarlamalarda bu gözlemlenebilir. Farklı biçimler (bahsettiğimiz saçma yerlere çekilmediği takdirde) ilgi çekici bir alternatif senaryo yaratabilir. Devam filmleri ise aynı konuyu tekrar eden bir yapıya sahipse paranızı sömürmek için oluşturulmuştur. Kaldı ki filmler dizi değildir; dizi isteseydik onları izlerdik. Politik kaygı güden, karakterleri değiştiren, birleşmiş milletler edasıyla farklı ırktan insanların bilerek seçildiği kadroların bulunduğu yapımlardan uzak durun veya kötü puan vermeyi unutmayın. Seyirci olarak bireysel sesinizi çıkarmanın en etkin yolu budur. Çoğu insan merak unsuru devre dışı iken (birçok konuda olduğu gibi) değerlendirme ve puanlara göz atarlar. Buna katkıda bulunmak da sizin elinizde.


Sektörün içinde yer alan ahlak sahibi insanlar ne yapmalı? Sinema devri bitti diye üzülen bir yönetmen/yapımcı varsa önce film sektörünün değişmesi için sesini ne şekilde gerekiyorsa çıkarmalı. Bu ahmaklıklara bir dur demeli. Ama bu, parayla dönen dünyalarında, hiç kolay değil.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page