top of page

Üçüncü Mekân Örnekleri ve Dinamikleri

  • 9 hours ago
  • 4 min read

Hayatımızdaki zaman dilimleri belirgin saatlere bölünmüş durumda. Belli aralıklarda ya uyuyoruz, ya kendi uğraşlarımıza vakit ayırıyoruz ya da kendimize istediğimiz şekilde zaman yaratıyoruz. Kabaca üç bölüme ayrılıyor. Peki ya hayatımızı geçirdiğimiz mekânlar açısından ne durumdayız? Burada da genel anlamda üç bölüm söz konusu.


İlki konfor alanımız ve bize ait bölgemiz, yani evimiz. İkincisi sorumluluklarımız ya da zorunluluklarımız doğrultusunda bulunduğumuz alan, yani iş yeri ya da eğitim alanımız. Sonuncusu ise ilk ikisinden sıyrılan, bulunurken iyi hissedeceğimizi düşündüğümüz sosyal alanımız, yani “üçüncü mekân” (third place). Bunlar nereler mi? İnceleyelim.


Bugün sakin bir konuyu ele almak ve hatırlatmada bulunmak istiyorum.


Esasında bu, sosyolojik bir kavramın ürünü. Ray Oldenburg isimli, kamusal alanların önemi üzerine yazılarıyla tanınmış bir şehir sosyoloğunun 1989’da yayımlanan kitabında yer bulan terim üçüncü mekân. Oldenburg, üçüncü mekânların karakteristik özelliklerini belirtiyor ve şu şekilde sıralıyor: (Kaynak 1) & (Kaynak 2)


Açık ve davetkâr. Davet veya randevuya ihtiyacınız yok, istediğiniz zaman gelip gidebilirsiniz. Rahat ve samimi. Oraya ait olduğunuzu hissedersiniz. Uygun. Sık sık ziyaret edebileceğiniz kadar yakın, ideal olarak kendi mahallenizde. Gösterişsiz. Herkes aynı seviyededir, gösterişli veya kırılgan hiçbir şey yoktur ve pahalı değildir. Düzenli gelenler vardır. Ve genellikle gelenleri karşılayan bir ev sahibi vardır. Sohbet ana aktivitedir. Tartışma, münazara ve dedikodu da bunun bir parçasıdır. Sık sık kahkahalar duyulur. Ortam neşeli ve eğlencelidir. Şaka ve esprili sohbetler teşvik edilir.

Düşünecek olursak her ne kadar bu terim ortaya yeni (1989) atılmış olsa da tarihsel açıdan her zaman vardı. Zira durum, insanın özünde birleşen bir noktaya varınca zamansız bir biçime kavuşuyor.


Örneğin Antik Yunan döneminde meydanlar, Antik Roma’da forumlar, Orta Çağ kasabalarındaki tavernalar ve avlular, Osmanlı’da kahvehaneler ve hamamlar, çağ fark etmeksizin her coğrafyadaki pazar merkezleri, toplanma alanları, çeşme başları…


Buralarda sohbet ve bilgi akışı ana unsurdur. İnsanlar kendilerini rahat hissederler. Herhangi bir hiyerarşi söz konusu değildir ve herkes toplumun bir parçası olarak orada gönüllü biçimde yer alır. Tercihen gelenekselleşmiş bir yapı oluşabilir çünkü süreklilik en önemli kısımdır.


Şimdi tersini düşünürsek hangi alanlar buna uygun değil, kafa yoralım.


Örneğin Antik Roma dedik. Kolezyum’daki faaliyetler buna uygun düşmüyor. Neden? Çünkü tek seferlik bir durum söz konusu. Sadece büyük ölçekli gösteri ve eğlence etkinlikleri bulunduğu zaman toplanma söz konusu. Bir serbestlik yok. Günümüzdeki stadyumları da yine bununla eş görebiliriz. Herhangi bir sportif faaliyet olmadığı zaman insanlar burada toplanmıyorlar.


Alışveriş merkezleri de yine bu şekilde. Satın alma ve tüketim asıl amaçtır. Aceleci bir şekilde işlerimizi hallediyoruz ve sosyalleşmek esas amacımız değildir. Belki semt pazarları bunun için biraz daha uygun bir örnek olabilir. Çünkü ilk bakışta fark edilmese de pazar ile alışveriş merkezlerini birbirinden ayıran en önemli unsur yine paranın kendisidir. Paramızı harcayabileceğimiz yer ile harcayamayacağımız yer arasında hem maddi hem psikolojik bir bariyer vardır. Yereldeki sohbet ve samimiyeti, donuk ve yabancı alışveriş merkezi markalarında bulmak zorlaşır. Hatta gizli bir hiyerarşi bile gözlemlenebilir.


Zaten tam da bu sebeple (hiyerarşi), okul ve eğitim yerleri ikinci mekân olarak belirtilmektedir. Öğretmen-öğrenci ilişkisi eşitlikçi sohbeti daraltır ve üçüncü mekânın maddelerine uyum sağlamaz. Bu bağlamda okulun eğitim faaliyetlerinin değil de, kantin/kafeterya veya bahçe/kampüs gibi kısımlarını bu mekâna dâhil etmek daha doğru olacaktır.


Kısaca devam edelim: ev partileri veya özel etkinlikler bir tür davetiye gerektirir, herkese açık değildir ya da hitap etmezler. İbadet merkezleri din üzerinden bir zorunluluk tanıdığından birincil durumda olup üçüncü mekâna dâhil değildir. Ancak cemaatin kendi içerisindeki sohbeti ve yardımlaşması bu alana daha uygun düşer. Bu duruma okul ve eğitim yerlerinden bahsederken değinmiştik. İş yeri örneğinde de (ikincil mekân) çeşitli rahatlama anları (örneğin sigara içmek) ya da yemek molaları, zorunlu olarak yapılan işten sıyrılan ve hatta belki de hiyerarşiyi düşüren/sıfırlayan durumlara neden olduğundan (ikinci mekân içindeki) üçüncü mekân örneklerindendir.


Photo by rawkkim on Unsplash
Photo by rawkkim on Unsplash

Başta tarihsel bazı örnekler sunduk ama günümüzdekilerin neler olabileceğini düşünüyorsunuz? Aklınıza birkaç tane geldiğine eminim. Gelin onlara da hızlıca göz atıp yazımızı tamamlayalım.


Terimin bel kemiği ile başlayalım: Kahve dükkânları. Tercihen zincirler değil, yereldeki kafelerden bahsediyoruz tabii. Çünkü özellikle sosyalleşme kısmı burada daha hızlı gerçekleşebiliyor.


Köşe başları, mahalle parkları ya da küçük meydanlar buna uygun düşenlerden. Günümüzde genç nüfus buralarda fazla vakit harcamıyor, evet. Ancak bu husus, üçüncü mekân oldukları gerçeğini değiştirmiyor. İnsanların birbirini sadece simasından tanıyarak sohbet ettiği noktalar buralar.


Akla gelebilecek ilk örneklerden olmayabilir ama spor salonları bunun için gayet uygun. Kişinin düzenli katılımın yanı sıra, sportif hareketlerin uygulanması hakkındaki sohbet ve yardımlaşmalar bireyselliği kırabiliyor. Üstelik istenilen vakitte gidilebiliyor ve bir zorunluluk taşımıyor.


Bana kalırsa (modern) kütüphaneler ve ortak çalışma alanları burada önemli bir rol oynayacaktır. Evet, sosyalleşme açısından sınıfta kalabilirler ve birçoğunuz açısından üçüncü mekân olarak kabul edilmeyebilirler ancak kişinin diyalog kurması bu örnekte daha ziyade bir tercih meselesi. Kaldı ki artık sohbet köşeleri ya da kütüphane içerisinde yer alan kafeler de mevcut.


Oyun salonları, masa oyunu kafeleri, barlar ve meyhaneler… Bu alanları açıklamaya gerek yok zaten. Hem akla gelenlerden hem de maddeleri rahatlıkla karşılayabilenlerden.


Photo by Roger Ce on Unsplash
Photo by Roger Ce on Unsplash

“Tamam, anladık, bir sürü yer varmış ve aslında bilmeden üçüncü mekân denilen bu bölgelere yöneliyormuşuz. İyi de bunların ne önemi var?”


Bu yerlere kelimenin tam anlamıyla ihtiyacımız var. Evet, sahiden böyle. Ne demiştik, genel olarak gün içerisinde üç ayrı zaman dilimimiz var. Bu bize alışkanlıklardan öte bir denge sağlıyor. Bulunduğumuz yerler de böyle. Sürekli olarak aynı şeyi yapmak gibi aynı nokta bulunmak da ne eğitici, ne sağlıklı ne de keyiflidir. Bir tür hareketlilik ve aralıklı değişim her birey için gereklilik taşıyor.


Sosyalleşme, içe kapanıklığı kıran, bizi zorlayan (ya da rahatlatan) etmenlerden biridir. Her ne kadar bireyselliğimize bayılsak da, insan yapısı gereği topluluğun bir parçasıyız ve topluluğu ancak onun içerisinde bulunarak tanıyabiliriz. Diğerlerinin söylediklerine kulak misafiri olmak (kafelerde, oyun alanlarında), yeni yerler görmek ve keşfetmek (kent meydanlarında), fırsatlardan faydalanmak (kütüphanelerde, spor merkezlerinde) ya da birlikte hareket etmeyi öğrenmek (topluluk mekânlarında) için bunlara ihtiyacımız var. Bunlar, bizi biz yapan etmenlerdir. Duygusal ve mantıksal gelişimimize fark etmeden yardımcı olurlar.


Kısacası üçüncü mekânlar, ev ve iş dışında kalan “insan olma” noktalarıdır; onlarsız hayat dengesiz ve yalnız kalır.


Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page