top of page

Kapak Değişir Öz Kalır

  • Writer: Sarnav
    Sarnav
  • Jan 12
  • 4 min read

Estetik Algının Zamanla Kitaplara Etkisi


Yirmi birinci yüzyılda kapitalizme doyuyoruz. Hayatımızı şekillendiren o oluyor. Edebiyatta da izlerini görmeden edemiyoruz. Elbette bu tek taraflı gerçekleşen bir süreç değil. Satıcı kadar alıcı/okur da önemli. Sahip olma isteğinin kamçılandığı bilinçler yenik düşüyor ve çoğunluk ele geçirildiğinde ise yeni normaller belirleniyor. Tarzlar belirleniyor ve yeni üretimler sağlanıyor. Bu durum en çok estetik algının değiştirilmesiyle sağlanıyor. Tıpkı kitap kapaklarında görüldüğü gibi.


Bu konu üzerine birkaç kez yazdığımdan bu defa kapaklar üstünden hareket etmemeye ve dengeli biçimde irdelemeye özen göstereceğim ancak göze çarpan en belirgin etkenin de bu olduğunu hatırlatacağım. Konu ilginizi çekerse diye alakalı bir diğer yazımı paylaşıyorum:



Bu konuya neden dönüp durduğumu sordum kendime. Cevabımsa çok basitti: Herhangi bir kitabevini ziyaret etmek.


Beyoğlu’nda sevdiğim bir kafe var. İçerisi harika, ışıl ışıl ve kahve kokusuyla dolu. İnsanlar gırla. Bir de kitaplar… Büyük çoğunluğu İngilizce olan kitapların satışından çok sergisi yapılıyor. Kafenin ilgi çeken noktası burası. Merkezi olarak konumlandırılmış dikdörtgen büyükçe masaya özenle yerleştirilmiş kitaplar kadar duvarı tamamıyla kaplayan geniş rafların albenisi de sizi kendine çağırıyor. Evet, hemen hemen herkesin ilk durağı içinde bulunan oturma alanlarından ziyade bahsettiğim küçücük metrekareler oluyor. Sıkış tıkış topluluğun arasından zevkle sıyrılıp gözün hiç ayrılmadığı raflara ilerliyor herkes. Kafalar nadiren kalkıyor, gözler ara sıra buluşuyor ancak duyulara hükmeden bu kitaplar oluyor.


Peki neden böylesine büyülü bunlar? Çünkü çok renkliler ve görsel şölen sunuyorlar.


Sıkça ama aralıklı ziyaretlerimde her seferinde farklı bir tabloyla karşılaşıyormuşçasına izlediğim duvarda sürüsüne bereket kitap ve taşıdığı renk, boyut ve tasarım var. Ancak yanlış giden bazı şeyler gözüme değil de gönlüme çarpıyor gibi hissediyordum. Beraberimdeki arkadaşımdan da benzer bir yorum duyunca küçük bir deney yapma kararı aldık.


Ne zaman oraya gitsek, bir süre bu kitap dolu duvarın önünde bekledik. Ziyaret edip inceleyenlerin ilgisini çeken noktaları duymak için kulak kabarttık. Büyük bir çoğunluğun yazar veya kitap ismine önem vermediğini fark etmemiz, rastgele kitapları ellerine alıp abartılı biçimde “şuna bak ne güzel” nidalarını atan ve kısa sürede rafa geri bırakan kişilerle kendini gösteriyordu.


İşin garip yanı, o kalabalıkta bulabildiğiniz birkaç adımda geriye gidip duvarı bütünüyle incelediğinizde neredeyse hiç çekici gelmiyordu. Bir eksiklik ya da yanlışlık vardı. İçeriği fazla geliyordu sanki, uzunca bakmak istemiyorduk.


Photo by Phil Hearing on Unsplash


İlgi çeken birkaç kitabı ve farklı dokusunu incelemek, yapraklarının kokusunu içimize çekmek çok hoş. Duygusal etkileşimler bunlar. Fakat aynı zamanda anlık ve kitap hakkındaki düşüncemizi tamamıyla değiştirmeyen ya da fikir vermeyen noktalar. Kitap dokusu güzel diye seçilir mi? Aklım hayır dese de, kitapları inceleyenleri inceledikçe cevabın evet olabileceği düşüncesi gitgide ağır basıyor.


Üstünde konuştuğum kitapların İngilizce olduğunu tekrar vurgulayıp sizlerle Goodreads sitesinin ay ve yıl bazında “Yayımlanan En Popüler Kitaplar” bağlantısını paylaşmak istiyorum. Yer alan ibareye göre, “Goodreads üyelerinin kitaplıklarına en sık eklenen kitaplardır ve haftalık olarak güncellenir,” şeklinde oluşturulduğu belirtiliyor. Lütfen hızlıca rastgele aylardan birine tıklayıp kitap kapaklarına hızlıca bir göz atın. Gözünüze çarpanlar neler oldu?


Tür, tema, yayınevi veya yazar fark etmeksizin çarpıcı ve cırtlak renklerin cümbüşünü görebiliyorsunuz, öyle değil mi? Hemen hemen hiç soluk renk tercihi yok. Abartılı bir tasarım söz konusu. Yazar ve kitap isimleri de kocaman. Eğer renkler iş görmüyorsa bu defa tasarımdaki soyut tarzın öne çıktığı söylenebilir.


Bence buradaki hükmü çok uzatmaya gerek yok: Kitaplar epeydir görselliğiyle satılmaya çalışılıyor. İçeriğinin kalitesindense esas rol oynayan kapağın taşıdığı renkler ve biçimler oluyor.


Sadece bununla kalsa iyi: Bir fırsatçı bunu nasıl ileriye taşır? Farklı bir şeyler gerekli, öyle değil mi?


Kenar boyamaları… Evet, bazen denk gelmiş olabilirsiniz. Genelde yaldızlanan bu kenarlar artık o kitabı “diğerlerinden ayırıyor”. Sanki kitabın adı sanı değişiyor, yazar yüce bir unvan kazanıyor da kitaplığınızda artık güç göstergesi içeren bir obje taşıyorsunuz. Bana kalırsa kitap kitap olmaktan çıkıp artık “elde edilmek istenen obje” durumuna evriliyor.


Gereksiz ciltlemeler de cabası. Bahsettiğim, yazara saygınlık açısından her on ya da yirmi beş yılda bir yeni baskıyla sunulanlar değil. Kaldı ki bazılarınız onları da bu şekliyle görebilir. Özellikle klasik eserler (telif hakları bittiğinden) tabiri caizse ısıtılıp ısıtılıp piyasaya tekrar sunuluyor. Tabii ki klasikler daha fazla kişiye ulaşsın ancak bunu sağlamak için insanların ceplerine saldırılmasın, fırsattan istifade edilmesin. Biliyoruz ki tam da bu yapılıyor. Süslemeler, kenar boyamaları, kalınca ciltlemeler ve yanı sıra bu yüzyıla ya da okurların çoğunluğuna uygun olabileceği düşünülen tarza sahip renkler ve tasarımlar fazla anlam ifade etmeye başlıyor. Kazanan seri üretici iken kaybeden kitabın içeriği oluyor. Bilinçsizce satın alan ve sadece güzel görünüyor diye kitaba üşüşen okurları da doğuruyor.


Photo by Zooey Li on Unsplash


Kimseden basit ve sade tasarıma sahip kitaplar almasını beklediğimi söylemiyorum. Özellikle seri halde çıkarılan kitaplar, doğal olarak, belli bir tasarım düzeni ile hareket edecektir. Bunu anlaması o kadar zor değil. Fakat popülerliğe oynayan ve amacı tümüyle kazanç olan (özellikle de klasikler gibi yeniden basımlar) yayınevlerinin bu amacının da yavan ve samimiyetsiz olduğu hatırlanmalı. Esas amaç herkese ulaşmak ve çoğunu okumasını sağlayacak şekilde edebi ve kültürel kalkınmaya yardım etmek ise (ki bu ilke çoğu yayınevinin kabul ettiği ödevi ve özdeyişi niteliğindedir) ikiyüzlü davranılmaması gerekir.


Ülkemizdeki ve yurt dışındaki kitapların yereldeki tasarımlarının farklılıklarına değinmedik ancak bu da gayet belirgin. Bazı kitapların dilimize çevrilmesine rağmen (belki çevrildiği başka dillerde de) aynı kitap kapağıyla satıldığı görülür. Yerel değişiklikler (kitap ismi, kültürel tarza uygunluk vb.) harici birebir tutulmaya bakılır. Bunun sebebi özgünlüğü korumak olabilir ancak muhtemel baskın neden maliyet tasarrufu ve pratiklikten doğan durum diye düşünüyorum. Öte yandan bilinen eserlerin birçoğunun da (örneğin “Harry Potter” serisi) nostaljik tasarımını koruyarak aynı kitap kapağını seneler boyunca ve çevrildiği birçok dilde taşıması, öncekinin aksine yerinde ve sağlıklı bir etki bırakıyor. Çünkü zamanın ruhuyla hareket ediliyor. Elbette bunu başaran etmenlerden biri de kitabın henüz okunmadan sahip olduğu bilinirliği.



Bitirirken yanlış anlaşılmanın önüne geçelim. Yenilik kaçınılmaz olduğundan yeni tasarımların yapılması beklenebilir diyebiliriz. Fakat bunu sırf kazanç uğruna yapan ve kişilerin dönemsel estetik algısını cezbedip (ya da aksine bunu oluşturmak için gayret gösterip) tekdüze, çiğ ve birbirine benzeyen kapaklarla kitabın önüne geçenlere lafım.


Yine de bu tüketim çılgınlığından kaçış yolları var; mesela sahafların o otantik havası, modern baskıların sahteliğini bir anda silip atıyor. Bense o kafeye gitmeye devam etsem bile buradaki kitapların büyüsüne kapılmamam gerektiğini bilerek kısa bakışlar atmakla yetiniyorum. Eldekine takılı kalmaktansa yazar ve kitabı hakkında sohbet etmek ve tartışmak çok daha kaliteli ve öğretici.

Comments


Let Me Know What You Think

Thanks for submitting!

© 2023 by Sarnav. Powered and secured by Wix

bottom of page